|
4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kapsamı,
Uygulama Şartları, Ön İnceleme Usul ve Esasları
GİRİŞ
Kamu
hizmetlerinin etkin, verimli, süratli ve saygın bir
biçimde sürdürülebilmesi, çağdaş toplumların en temel
hedeflerinden biridir. Bu hizmetlerin hedeflenen şekilde
yürütülmesi iyi bir kamu yönetim sistemi ile mümkündür.
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevleri kamusal yetki ve usuller kullanmak
suretiyle yerine getiren memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin, bu görevleri sebebiyle işledikleri
suçlar dolayısıyla doğrudan doğruya ceza kovuşturmasına
tabi tutulmaları, kamu hizmetinin işleyişinde aksamalara
ve kamu otoritesinin saygınlığının zedelenmesine yol
açacaktır.
Bu bakımdan memurlar
ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle
işledikleri suçlar hakkında adli makamlarca soruşturma
yapılmadan, idarenin bir ön inceleme yapmasını ve bu ön
incelemenin sonucuna göre olayın yetkili mercilere
intikal ettirilmesini öngören sistemler
geliştirilmiştir. Ülkemizde memurların görevlerinden
doğan veya görevin yapılması sırasında işlenen suçlardan
dolayı ayrı olarak özel yargılama usulüne tabi tutulması
yüz yıla yakın bir zamandan beri kabul edilmiş, 1982
Anayasasının 129.maddesi ile de Anayasal ilke haline
getirilmiştir.
Türk Hukuk Sisteminde, memurlar ve diğer
kamu görevlilerinin görev sırasında ve görev sebebiyle
işledikleri suçlar nedeniyle özel yargılama usullerini
içeren en kapsamlı Kanun 1923 tarihli Memurin Muhekamatı
Hakkında Kanunu Muvakkattı (MMHK). Bu Kanun geçici bir
Kanun olmamasına rağmen 87 yıla yakın bir süre
uygulanmıştır.
MMHK’nun uygulaması sırasında meydana gelen
aksaklıklara ve Kanuna bir çok eleştiriler getirilmiş,
özellikle demokratikleşme ve Avrupa Birliği sürecinde bu
eleştiriler yoğunlaşmıştır. Bunun sonucunda Türkiye
Büyük Millet Meclisi 02 Aralık 1999 tarihinde 4483
sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanunu” kabul etmiş,4483 sayılı
Kanun 04 Aralık 1999 tarihinde 23896 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
4483 sayılı Kanun ile MMHK’ na yapılan
eleştiriler izale edilmeye çalışılmıştır. Anayasanın
129.maddesinin öngördüğü izin sistemi içinde Memurlar ve
Diğer Kamu görevlilerinin “görevleri sebebiyle”
işledikleri suçlar bu Kanun kapsamına alınmış, görevle
ilgisi olmayan ancak görev sırasında işlenen suçlar
kapsam dışına çıkarılmıştır. Kanunla, MMHK’nun döneminde
sisteme dahil olmayan “diğer kamu görevlileri” de
sisteme dahil edilmiştir.
4483 sayılı Kanunun getirdiği en kapsamlı
yenilik hazırlık soruşturmasını Cumhuriyet savcılarına
devretmesidir. MMHK’da hazırlık soruşturması idare
tarafından yapılmakta, ancak yargılama safhası genel
mahkemelerde yapılmakta idi. 4483 sayılı Kanun ile idari
merciler Cumhuriyet savcılarına hazırlık soruşturması
yapılıp,yapılmayacağına izin vermektedirler. Yine
Kanunla memurlar yargılama kurulları da kaldırılmıştır.
Kanunla ceza kovuşturması açılmadan önce idare
tarafından ön inceleme yapılması şartı getirilmiştir.
Görevleri nedeniyle memurlar ve diğer kamu
görevlileri hakkında bir suç isnat edilmesi durumunda
Kanun gereği bir ön inceleme yapılır ve memurlar ve
diğer kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilip
verilmemesi yönünde Kanunda belirtilen idari merciler
tarafından karar verilir.
Kanunda yapılan diğer önemli bir deşiklikte
belirli süre kıstasını getirmesidir.
Bu çalışmada 4483 sayılı Kanun ve ön
inceleme usul ve esasları incelenmeye çalışılmıştır.
Öncelikle Kanunun genel gerekçesi, amacı ve kapsamı
açıklanmış, memur ve diğer kamu görevlileri kavramları
üzerinde durulmuştur.
Çalışmanın amacına uygun olarak kapsam çok
geniş tutulmamış Kanunun daha çok idareyle ilgili olan
maddeleri üzerinde durulmuş, ön inceleme usul ve
esasları irdelenmiş,Cumhuriyet savcısının hazırlık
soruşturması safhasında çalışma sonuçlandırılmıştır
I.
4483 SAYILI KANUNUN GENEL GEREKÇESİ, KAPSAMI VE UYGULAMA
ŞARTLARI.
A. 4483 Sayılı Kanunun Genel Gerekçesi
4483
Sayılı Kanun 1982 Anayasasının 129. maddesinin son
fıkrasında öngörülen “Memurlar ve diğer kamu görevlileri
hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza
kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar
dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine
bağlıdır” ilkesine göre hazırlanmıştır.
Kanunun genel gerekçesinde, memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar
nedeniyle doğrudan doğruya ceza kovuşturmasına tabi
tutulmamalarının sebebleri ve Memurin Muhakematı
Hakkında Kanunu Muvakkat’a (MMHK) yöneltilen eleştiriler
dikkate alınmış ve denilmiştir ki; “Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununa göre bir suç işlendiğinde önce Cumhuriyet
savcısı tarafından hazırlık soruşturması yapılır. Bu
aşamadan sonra mahkeme önünde yapılan son soruşturmaya
geçilir. Suçun ortaya çıkmasından hükmün kesinleşmesine
kadar, sanık hakkında yapılacak bütün işlemlerin adli
makamların görev ve yetkisi içinde bulunması genel
kuraldır.
Ancak etkili,
verimli, süratli ve saygın bir kamu yönetimi de toplumun
vazgeçemeyeceği bir olgudur. Kamu yönetiminin hizmet
görürken bunu memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle
yapacağı tabiidir. Bu noktada, devletin ve diğer kamu
tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre
yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevleri kamusal yetki ve usuller kullanmak
suretiyle ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
bu görevleri sebebiyle işledikleri suçlar nedeniyle
doğrudan doğruya ceza kovuşturmasına tabi tutulmaları,
kamu hizmetinin işleyişinde aksamalara ve kamu
otoritesinin saygınlığının zedelenmesine yol açabilir.
Bu sakıncaları gidermek, memurlar ve diğer kamu
görevlilerini asılsız isnat ve iftiralar karşısında
korumak için bunların görevleri sebebiyle işledikleri
suçlar hakkında adli makamların kovuşturma yapmasından
önce idarenin bir inceleme yapmasını ve bu incelemenin
sonucuna göre olayın yetkili ve görevli adli mercie
intikal ettirilmesini ön gören sistemler
geliştirilmiştir. Nitekim Anayasamızın 129. maddesinin
son fıkrasında da “Memurlar ve diğer kamu görevlileri
hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza
kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar
dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine
bağlıdır” hükmüne yer verilmek suretiyle sözü edilen
sistem, Anayasal güvence altına alınmıştır. Ülkemizde
kamu hizmetinin aksamadan yürütülmesi için öngörülen
özel soruşturma sistemini en kapsamlı biçimde düzenleyen
metin, 1913 yılında kabul edilerek yürürlüğe konulan
Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat tır.
Adı geçen kanun, getirdiği sistemdeki
soruşturma aşamalarının çokluğu ve bu aşamalarda görev
alanların yetersizliği sebebiyle soruşturmaların
uzamasına ve sürüncemede kalmasına neden olmakta, bazen
de bu süreçte zamanaşımının dolması nedeniyle suçun
cezasız kalmasına yol açmaktadır.
Aynı kanun, konu ve kapsam yönünden de
sakıncalar taşımaktadır. Bu sakıncalar, görev sırasında
işlenen, ancak görev ile ilgisi bulunmayan suçların da
bu kanun kapsamında bulunması nedeniyle belirtilen
suçlar hakkında adli mercilerce doğrudan soruşturma
yapılmasına olanak verilmemesi, ayrıca kanunun Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 08.08.1941 tarih ve 1255 sayılı
yorum kararı uyarınca Türk Ceza Kanununun memur saydığı
kişilere de uygulanması, başka bir deyişle, memuriyet
statüsünde bulunmayan kişilere de teşmil edilmesi
nedeniyle çok geniş bir personel gurubunu sistemin içine
dahil etmesi olarak özetlenebilir.
Belirtilen sakıncaları gidermek için, bu
tasarı ile ceza kovuşturması açılmadan önce idare
tarafından yapılacak ön incelemeye göre karar verilmesi
esası getirilmiş, böylece soruşturmanın kurullar elinde
sürüncemede kalması önlenmiş; ayrıca tasarı kapsamındaki
“Memurlar ve diğer kamu görevlileri” kavramı açıklığa
kavuşturulmak, görev sırasında işlenen, fakat görevle
ilgisi bulunmayan suçlar kapsam dışı bırakılmak
suretiyle sistemin uygulama alanının daraltılması
öngörülmüştür.
Kamu yönetimini zaafa uğratmadan memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle
işledikleri iddia olunan suçlarda yargılama aşamasına
geçilmeden yapılacak soruşturmanın basit, etkili ve
süratli biçimde işlemesini sağlamak ve suçların cezasız
kalmasını engellemek amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır.
B- 4483 Sayılı Kanunun Amacı ve Kapsamı
4483 sayılı Kanunda
da MMHK’da olduğu gibi memur tanımı yapılmamış, ancak,
tanımın kapsamı belirlenmeye çalışılmıştır. Kanunun 1.
maddesinde amacı; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan dolayı
yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri
belirtmek ve usulün ne şekilde olacağının düzenlenmesi
olarak belirtilmiştir.” Daha önce memuriyet görevinden
doğan veya memuriyet görevinin yapılması sırasında
işlenen suçlar sözkonusu iken görev sebebiyle işlenen
suçlar olarak kapsam daraltılmış ve bu husus yasanın
amacı içerisinde belirtilmiştir. Yasanın genel
gerekçesinde de açıklandığı gibi görev sırasında işlenen
ancak görevle ilgisi bulunmayan suçların yasa
kapsamından çıkarılması, amacın, memurlara işledikleri
iddia olunan suçlar nedeniyle bir zümre, bir sınıf
olarak imtiyaz tanımaması olduğu ve sağlanan güvencenin
şahsi olmayıp, memurluk görevi bakımından olduğu
hususunu pekiştirmiştir.
Bu şekilde bir
sınırlama ve memurların işlediği suçların kapsamının
daraltılması gerçekten olumlu bir yaklaşımdır, keyfiliğe
ve korumacılığa ilişkin eleştiri ve şikayetleri bertaraf
etmeye yöneliktir. Yani yetkisiz olarak görevi ile
ilişkisi bulunmayan bir fiil işleyen memur veya diğer
kamu görevlisinin eylemi görev sırasında işlemiş
olmasına rağmen genel hükümlere göre soruşturulacaktır.
Bu nedenle soruşturma konusu her somut olayda memur veya
diğer kamu görevlisinin gerçekleştirdiği eylemin
görevine dahil olup olmadığı araştırılacaktır.
Memurların görevleri dolayısıyla işlemiş
oldukları suçlardan dolayı yargılanmadan önce, idari
bünyede bir soruşturma yapılması ve onun sonucunda
yargılamaya gerek görülürse, memurun yargılanmasının
sağlamak olduğunu, yasayla getirilen sistemin iki amacı
gereçekleştirmeyi hedeflediğini, bunlardan birinci
amacın memurların sadece görevleri dolayısıyla işlemiş
oldukları suçlardan dolayı yargı önüne çıkarılmadan
önce, konuyu bilen, idarenin gerçeklerini bilen, memurun
psikolojisini bilen bir denetim elemanı veya elemanları
yahutta o memurun çalıştığı dairede, ondan daha üst
sıfatlarla çalışanlar tarafından bir inceleme
yapılmasını sağlamak olduğunu, ikinci amacın ise,
gerçekten suç işlediği anlaşılan memurun enkısa zamanda
yargı önüne çıkarılmasını ve suç işlemişse mahkum
edilmesini, işlemediği anlaşılacak olursa aklanmasını
sağlamaktır.
Kanunun 2. maddesinde kapsam belirlenmeye
çalışılmıştır. Kanun, devletin ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri
kamu hizmetlerinrin gerektirdiği asli ve sürekli
görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında
uygulanacaktır.
1.
Kanunun Uygulanacağı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlileri
Konuyu tüm açıklığıyla ortaya koyabilmek için öncelikle
bu kanunun hangi memurlara uygulanmakta olduğunun ve
hangi memurlara uygulanmadığının bilinmesi
gerekmektedir.
a. Memur ve Diğer Kamu Görevlileri
Kavramı
Memur kavramı sözlükte görevli,
görevlendirilmiş, devlet ve kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlere devamlı görev
görmek üzere atanan kimse şeklinde tanımlanmıştır.
Daha
önce yürürlükte bulunan MMHK’da bu kanuna tabi memurun
hangi memur olduğu hususunda bir açıklık bulunmaması
önceleri uygulamada duraksamalara yol açmış ve Büyük
Millet Meclisi’nin 08.08.1941 tarih ve 1255 sayılı yorum
kararında “ceza hukukunda memur olanların ceza
kovuşturması yönünden de memur sayılacağı”
bildirildiğinden bu tarihten sonra uygulama bu
doğrultuda yürümüştür. Mevzuatımızda da Anayasanın 33.
ve 121. maddelerinde “kamu hizmeti görevlileri”, 39.
maddesinde “kamu görev ve hizmetinde bulunanlar”, 71.
maddesinde “kamu hizmetine girenler”, 137. maddesinde
“kamu hizmetinde herhangi bir sıfat ve surette
çalışmakta olan kimse” 68 ve 76. maddelerinde “kamu
kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri
ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan
diğer kamu görevlileri”, 128 ve 129. maddelerinde
“memurlar ve diğer kamu görevlileri”nden
bahsedilmektedir.
4483 sayılı kanunun 2/1 maddesi hükmüne
göre, bir memur ve kamu görevlisi hakkında bu kanunun
uygulanabilmesi için bu kimsenin “devletin ve diğer kamu
tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütttükleri asli ve sürekli görevleri yapan memur ve
diğer kamu görevlilerinden” olması gerekir. Buradaki
“genel idare esasları” sözü, devletin ve diğer kamu
tüzel kişilerinin kamu hukuku usulüne göre yürüttükleri
hizmetlerle ilgili esasları ifade eder. Ayrıca, idare
hukukuna göre devlet idaresi veya merkezi idarenin bağlı
olduğu kural ve yöntemlerin yanınsıra, özel kesimde veya
özel hukuk kurallarına göre uygulanan kural ve usullerin
karşısında bir kamusal yönetim bicimini anlatmaktadır.
Asli görev sözü ise devletin amacı gereği yapmak
zorunluluğunda olduğu “asli fonksiyonları” ifade eder.
Devletin “asli fonksiyonları” “kamu görevi” tamamlayıcı
ve yardımcı nitelikteki fonksiyonları ise “kamu
hizmeti”dir. Bunlardan kamu görevi yapanlar ceza
hukukunda memur sayılır. Kamu hizmeti yapanlar ise
sayılmaz. 4483 sayılı kanunun 2/1 maddesinde geçen “asli
ve sürekli” görev yapanlar sözü devletin asli
fonksiyonlarını yapan ve yaptığı iş kamu görevi olduğu
için ceza hukukunda memur sayılanlardan bu görevi
sürekli olarak yapanları ifade eder. Bu nedenle bir
memurun 4483 sayılı kanunun 1. maddesi kapsamına girmesi
için yaptığı işin devletin “asli fonksiyonlarından”
olması, başka bir deyişle bu kişinin hem idare hukuku,
hemde ceza hukuku acısından memur sayılması ve bu işi
“sürekli” olarak yapması gerekir.
i. Anayasaya Göre Memur
1982 Anayasasının 128/1 maddesinde
“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli
ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür” şeklinde genel bir çerçeve çizilmiş ve
128/2 maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
niteliklerinin, görev ve yetkilerinin hak ve
yükümlülüklerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Buna göre memur, devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri
ile diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yerine getiren
kişi olmaktadır. Bu genel Anayasal tanımdan sonra 129.
maddenin son fıkrasında “Memurlar ve diğer kamu
görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan
ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen
istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin
iznine bağlıdır” denilmekle memurlar hakkında
işledikleri suçlardan dolayı farklı yargılama usulü
anayasal ilke olarak kabul edilmiştir.
ii. İdare Hukukuna Göre Memur
Kuramsal açıdan idare hukukuna göre memur
kavramın genel ve ortak öğeleri gözetilerek, kendisine
bir kamu hizmeti verilen, yönetimin sürekli, yerleşik,
oturmuş, olağan kamu hizmetleri içine girmiş ve bu
kadronun dereceleri içinde kaynamış bir kimsedir.
657 sayılı Kanunun 4. maddesinde ise kamu
hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici
personel ve işçiler eliyle gördürüleceği belirtildikten
sonra (a) bendinde memur tanımı şöyledir; mevcut kuruluş
biçimine bakılmaksızın devlet ve diğer kamu tüzel
kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen
asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile
görevlendirilenler, bu kanun uygulanmasında memur
sayılır. Özetle idare hukukuna göre memur, devlet yada
bir kamu tüzel kişiliğinde asli ve sürekli biçimde
kadrolu olarak kamu hizmetini yürüten kimse olarak
tanımlanabilir.
iii. Ceza Hukukuna Göre Memur
Modern devlette güvenilir, tarafsız ve satın
alınamayacak bir memur kavramının mevcudiyeti şarttır.
Devletle memurları aracılığı ile temasta olan halk bu
sayede devlete güven duyar. Ancak memur görevini yerine
getirmede en ufak bir sapma gösterdiği takdirde, Devlete
karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş olacak, Devletin
itibarını zedeleyecek ve bunun yanında fertlerin devlete
duydukları güven duygusunu da sarsmış olacaktır. Bu
düşünceler memur suçlarının niteliğini de açıklamış
olmaktadır. Bu nedenle memur suçlarında suçdan zarar
görenin rızası, hukuka uygunluk nedeni teşkil etmediği
gibi kamuyu ilgilendirdiğinden re’sen kovuşturulan
suçlar gurubunu teşkil etmektedir.
TCK’nun 279. maddesinde tanımlanan memur
kavramı ile diğer yasalar ve idare hukuku alanındaki
memur kavramı bir birinden farklı olduğu gibi Ceza
Kanunundaki tanım daha dar kapsamlıdır. Yani tüm devlet
görevlilerinin ceza kanunu bakımından memur olarak kabul
edilmesinin Ceza Kanununun güttüğü hedef ve taşıdığı
mahiyete aykırı olduğu düşünülmektedir.
Bu nedenle de yasa koyucu bir tanım yaparak bunların
kimler olduğunu tespit etme ve sınırlama ihtiyacını
hissetmiştir.
TCK’nun Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen
Cürümler başlıklı üçüncü babının on ikinci faslında
geçen Fasıllar Arasında Müşterek Hükümler kısmında 279.
maddede memur kavramı tanımlanmıştır. Buna göre;
Ceza Kanununun tatbikatında:
1- Devamlı veya muvakkat surette teşrii,
idari veya adli bir amme vazifesi gören devlet veya
diğer her türlü amme müesseseleri memur, müstahdemleri;
2- Devamlı veya muvakkat, ücretsiz veya
ücretli, ihtiyari veya mecburi olarak teşrii, idari veya
adli bir amme vazifesi gören diğer kimseler memur
sayılır.
Ceza Kanununun tatbikatında amme hizmeti
görmekle muvazzaf olanlar:
1- Devamlı veya muvakkat suretle bir amme
hizmeti gören devlet veya diğer amme müessesesinin memur
ve müstahdemleri;
2- Devamlı veya muvakkat, ücretli veya
ücretsiz, ihtiyari veya mecburi surette bir amme hizmeti
gören diğer kimselerdir. Şeklinde bir tanım yapılmış ise
de ceza kanunumuzdaki birçok suçu yalnız kendileri
işleyebilen, bir çok suç kendilerine karşı işlenebilen,
kimi suçlarda ise fail veya mağdur olarak yer alması
cezayı ağırlaştırıcı maddelerin uygulanmasına yol acan
ve görevleri ile bağlantılı suçlarda özel bir yargılama
yöntemine bağlı olanların kimler olduğu (ceza
uygulanmasında kimlerin memur sayılması gerektiği)
sorunu, Türk Ceza Hukukunun önemli sorunlarından biri
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Devletin asli fonksiyonları “kamu görevi”, tamamlayıcı
ve yardımcı nitelikteki fonksiyonları ise “kamu
hizmeti”dir. Bunlardan, kamu görevi yapanlar ceza
hukukunda memur sayılır, kamu hizmeti yapanlar ise
sayılmaz.
“Ceza hukuku yönünden memur kavramının ana
krıteri görevin önemidir. Devletin bizzat yapmakla
zorunlu olduğu işlerde birinin sözkonusu olup
olmadığıdır. Böyle bir görevde hukuki fonksiyon ifa
edenler ve bu fonksiyona katılanlar memurdur. Devletin
gayesi gereği, yapmakla zorunlu bulunduğu esas işlerin
yürütüldüğü bir devlet kuruluşu sürekli kadrolarında yer
alarak hukuki tasarruf ve fiilde bulunanlar yahut bu
eylemlere kamu usulüne göre iştirak edenlerle, kamu
hukukunu ilgilendirir geçici bir ilişkiye dayanarak
devlete ait adli ve idari işleri yapan kimseler ceza
hukukuna göre memur sayılırlar.”
iv. Diğer Kamu Görevlileri
4483 sayılı Kanun ile
memurlar yanına “Diğer kamu Görevlileri” ibaresi
eklenmiştir. Bu ifadeye esas itibarıyla Anayasının
128.ve129.maddelerinde yer verilmiş ve tanımı
yapılmıştır. Anayasaya paralel olarak 4483 sayılı
Kanunun 2.maddesinde yer alan tanım ile Devletin ve
diğer kamu tüzel kişilerin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektiği asli ve sürekli görevleri yapan memur ve diğer
kamu görevlileri hakkında bu kanun hükümlerinin tatbik
edileceği öngörülmüştür. Diğer bir ifade ile 4483 sayılı
kanun ile uygulanacak görevliler açısından kapsamın
genişletilmiş olduğu ortaya çıkmaktadır.
“Diğer kamu
görevlileri” ibaresi içerisinde bireysel ya da toplu
sözleşme ile işe alınan işçilerin girmediği ve daha çok
seçimle göreve gelenleri kapsadığı yönünde yargı kararı
mevcuttur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 08.02.1995 gün ve
E:1994/10-74, K:1995/45 Sayılı kararı ile işçilerin “
diğer kamu görevlilerinden sayılmayacağını hüküm altına
almıştır. Söz konusu kararda, diğer kamu görevlilerinden
amacın, seçimle göreve gelenler ve bu arada TRT Yüksek
Kurulu Başkanı, Üniversite Rektörü, Senato Üyesi gibi
kişiler olduğunun yargısal kararla belirlendiği ifade
edilmektedir.
657 Sayılı Devlet
Memurları Kanununun 4.maddesinde, kamu hizmetlerinin
memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve
işçiler eliyle yürütüleceği öngörülmektedir. Kanunda
yapılan tanımlar ile sözleşmeli personel ile geçici
personelin işçi sayılmayacağı belirtilmektedir. Bununla
birlikte 4483 sayılı Kanun ile devletin ve diğer kamu
tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre
yürüttükleri asli ve sürekli görevleri ifa eden... diğer
kamu görevlileri ifadesi bulunmaktadır. 399 sayılı
KHK’nin 11. maddesinde, teşebbüs personelin
yükümlülükleri ve sorumlulukları düzenlenmektedir. Bu
madde içerisinde teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel
müdür, müessese müdürü, yönetim ve danışma kurulu veya
yönetim komitesi üyeleri ile her çeşit personeli
hakkında görevleri sebebiyle işledikleri bir suçtan
dolayı haklarında takibat yapılabilmesi için MMHK
hükümlerinin uygulanacağına dair bir ibare yer
almamıştır. Keza aynı maddenin (d) bendinde, sadece
teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri hakkında
takibat yapılabilmesi için Bakan izninin gerekli olduğu
vurgulanmıştır. 4483 sayılı Kanunun 17.maddesi ise 399
sayılı KHK’nin 11.maddesinin (d) bendini değiştirerek
teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyelerinin
görevlerini icra sırasında işledikleri suçlardan dolayı
yargılanmaları, ilgili bakan iznine bağlı olup, bu
konuda 4483 sayılı kanun hükümleri uygulanır, demek
suretiyle teşebbüslerde ve bağlı ortaklıklarında çalışan
her türlü personel içinde sadece genel müdür ve yönetim
kurulu üyeleri hakkında 4483 sayılı kanunun
uygulanacağı, diğerleri için ise bir istisna getirmediği
görülmektedir.
4483 sayılı kanunun
3.maddesinin (h),(i),(j) bentlerinde belediye ve il
genel meclisi üyeleri ile köy ve mahalle muhtarları
hakkında soruşturma izni verecek mercilerde
gösterilmiştir. Bu kimseler göreve atama dışı yollarla
(seçimle) geldikleri ve devletin kadrolarına
girmedikleri için idare hukuku yönünden memur
sayılmadıkları halde iş kamu görevi olduğundan ceza
hukuku açısından memur ve kamu görevlisi sayılırlar.
İdare hukuku yönünden memur sayılmamalarına karşın
yaptıklar iş kamu görevi olduğu için memur sayılan öbür
kimseler ise 2803 sayılı yasaya bağlı jandarma erleri
442 sayılı yasaya bağlı köy bekçileri 4081 sayılı yasaya
bağlı çiftçi mallarını koruma bekçileridir. Bunlarda
4483 sayılı kanunun 2/1 maddesindeki memurlar dışında
kalan diğer kamu görevlisi sayılır ve haklarında bu
kanun uygulanır.
b.Sözleşmeli Personelin Durumu:
Sözleşmeli
personelin 4483 sayılı kanun kapsamında olup olmadığını
belirlemek için ikili bir ayrım yapmak gerekir. İlki
kadro karşılık gösterilmek suretiyle çalıştırılan
sözleşmeli personel, ikincisi kadro karşılığı olmaksızın
çalıştırılan sözleşmeli personeldir. Bunların göreve
getirilişleri ve bağlı oldukları hükümler farklıdır.
İlkinde sözleşmeli personelin göreve getirilişi
yönetimle görevli arasında bir sözleşmeye değil, atamaya
dayanır. Bu nedenle kadro karşılığı sözleşmeli personel,
memur personeldir. Bunlar isterlerse öbür memurlar gibi
Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler ve sosyal güvenlik
yönünden bu kuruma bağlı olurlar. Bu guruba giren
sözleşmeli personel 4483 sayılı kanunun 2/1 maddesinde
yazılı koşulları taşıdıkları için haklarında bu yasa
uygulanmalıdır. İkincisinde ise sözleşmeli personel,
özel bir meslek bilgisine ve uzmanlığa gerek gösteren
geçici ve zorunlu durumlarda kullanılır. Bunların göreve
getirilişleri atamaya değil, yönetimle göreli arasındaki
sözleşmeye dayanır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu
4. maddesinin b. fıkrasında sözleşmeli personelin, ...
“zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere...
geçici işlerde... çalıştırılabilecekleri”
bildirilmektedir. 4483 sayılı Kanunun 2/1 maddesine göre
haklarında bu yasa uygulanacak görevlilerin yaptıkları
görevin asli ve sürekli görev olması gerektiğinden
“süreklilik” arz etmeyen geçici durumlarda
çalıştırılabilen bu tür sözleşmeli personel bu yasa
kapsamı dışında kalır ve haklarındaki hazırlık
soruşturmaları genel hükümler uyarınca yapılır. Bu
nedenlerle, bir sözleşmeli personelin görevi nedeniyle
suç işlemesi durumunda 4483 sayılı Kanun kapsamında olup
olmadığını belirleyebilmek için kadro karşılık
gösterilmek suretiyle çalıştırılan sözleşmeli personel
mi olduğunun araştırılıp saptanması ve sonucuna göre
davranılması gerekir.
c.
Geçici Personelin Durumu:
Bir yıldan az
süreli veya mevsimlik hizmetlere, hizmet yönetmeliği
esaslarına göre sözleşme ile çalıştırılan ve işçi
sayılmayan personeldir. Bu gruba girenlerin yaptıkları
görevler de “sürekli “ görev olmadığından kamu
kesiminde çalışan geçici görevliler de 4483 sayılı Kanun
kapsamı dışındadırlar.
d.
İşçilerin Durumu:
1475
Sayılı İş Kanununa göre işçi sayılanlar ile, kamu
kuruluşlarındaki işyerlerinde bedenen veyahut bedenen ve
fikren çalışanlardan bedeni çalışmaları fikri
çalışmalarına üstün olan kişiler işçi sayılmaktadır.
Bunlara özel hukuk kuralları uygulanır ve yönetimle
ilişkileri özel hukuk kurallarına göre düzenlenir.
Haklarında devlet memurları kanunu uygulanmaz. Bu
nitelikleriyle işçiler 4483 sayılı Kanunun 2/1
maddesindeki memur ve kamu görevlisi kavramlarının
dışında kalır ve haklarında bu yasa uygulanmaz. Anayasa
Mahkemesi de 1580 sayılı Belediye Kanunun 102. maddesine
ilişkin olarak verdiği 09.02.1993 tarih ve 44/7 sayılı
kararında işçilerin Anayasanın 128. maddesindeki memur
ve diğer kamu görevlilerinden sayılamayacağını hüküm
altına almıştır.
e.
Hizmetli Personelin Durumu:
Yönetsel
hizmetlerin yürütülmesinde yardımcı olarak kullanılan
eski hukukumuzda hizmetli dediğimiz odacı, bekçi gibi
görevliler de vardır. Yönetimin asli ve sürekli
hizmetlerinin yürütülmesinde yardımcı olan bu gibi
hizmetleri yürütenler Devlet Memurları Kanunu tarafından
“yardımcı hizmetler sınıfı” içinde toplanmıştır.
Yardımcı hizmetlerin mutlaka memurlar eliyle yürütülmesi
zorunluluğu yoktur. Bu nedenle, uygulamada yardımcı
hizmetler sınıfını oluşturan hizmetli personelin yaptığı
işi kamu görevi değil, kamu hizmeti olduğu görüşü
benimsenmekte ve bunların Ceza yasamızın Ceza Hukukunda
memuru tanımlayan 279/1 maddesi değil, kamu hizmetlerini
tanımlayan 2.fıkrasının 2.bendine girdikleri kabul
edilerek ceza yasası uygulamasında memur
sayılmamaktadırlar. İdare hukukunda memur sayıldıkları
halde, yaptıkları iş devletin “asli fonksiyonlarından”
olmayan ve bu nedenle “kamu görevi” değil “kamu hizmeti”
gördükleri kabul edilen hizmetli personel 4483 sayılı
Kanunun 2/1 maddesi kapsamına girmez.
f.
KİT Personelinin Durumu:
22.01.1990
tarih ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel
Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı KHK’nin bazı
maddelerinin yürürlükten kaldırılmasına dair KHK’nin
11.maddesine göre, teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda
çalışan Müessese Müdürü, Danışma Kurulu veya yönetim
komitesi üyeleri ile her çeşit personelin hakkında
soruşturma genel hükümlere göre yapılacaktır.
Bunların 399 sayılı
Kararnamenin 11.maddesinin (b) ve (c) bentlerindeki
düzenlemede memur sayılmaları, bunlar hakkında ceza
kovuşturması ve ceza tayini yönüyle olup yargılama
usulüne ilişkin değildir.4483 sayılı Kanunun
değiştirilen hükümler başlıklı 17.maddesine göre ise,
Teşebbüs Genel Müdürü ve yönetim kurulu üyelerinin
görevlerini icra sırasında işledikleri suçlardan dolayı
yargılanmaları ilgili Bakanın iznine bağlıdır. Bu
nedenle Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkındaki Kanun hükümleri uygulanacaktır.
Dikkat edilmelidir ki, 17.maddede sayılan görevlilerin
görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan herhangi bir
izin alınması söz konusu olmayıp haklarında savcılarca
resen soruşturma yapılacaktır.
Bu
nedenle, zikredilen görevliler ile ilgili, görev
sebebiyle işleyebilecekleri suçlarda 399 sayılı
Kararnamenin11/d maddesi ile kendilerine sağlanan
korumaların 4483 sayılı Kanunla kaldırılmış olması
sebebiyle haklarında soruşturma için herhangi bir izin
alınmadan Cumhuriyet Savcılarınca resen takibat
yapılabilmesi yeni kanunla getirilen önemli bir
değişiklik olmuştur.
Ancak
bu değişiklik sadece teşebbüs genel müdürü ve yönetim
kurulu üyeleri hakkında geçerli olup bunların dışındaki
diğer personel genel hükümlere tabidirler.
Danıştay 2 dairenin 28.11.2000 gün ve E:2000/3172,
K:2000/3988 sayılı kararında; “... Dosyadaki belgelerin
incelenmesinde, hakkında soruşturma izni verilen....nın
, ...Bankası A.Ş.nin genel müdür yardımcısı olduğu,
dolayısıyla 4483 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı
anlaşıldığından, itiraza konu Devlet Bakanının ....gün
ve ..... sayılı 4483 sayılı Kanuna göre soruşturma izni
verilmesine ilişkin kararın, ....Cumhuriyet
Başsavcılığınca genel hükümlere göre işlem yapılmak
üzere kaldırılmasına” karar vermiştir.
g.
Kamu Tüzel Kişileri:
Bir memur yada
kamu görevlisi hakkında 4483 sayılı kanunun
uygulanabilmesi için bu kimselerin öncelikle devlette
yada kamu tüzel kişilerinde görevli olmaları gerekir.
Türk Devlet yapısına dahil olmayan yada kamu tüzel
kişiliği niteliği taşımayan kuruluşlarda çalışanlara bu
kanun uygulanmaz. Kamu tüzel kişileri ancak yasalarla
yada yasaların açık iznine dayanılarak yönetsel
işlemlerle kurulur.
Ülkemizde bir kısmı kamu hukuku usulüne göre, bir kısmı
da özel hukuk hükümlerine göre yönetilen kamu tüzel
kişiliği niteliğinde bir çok kuruluş vardır. Bunlardan
kamu hukuku usulüne göre yönetilenler, belediyeler,
köyler, yerel yönetim birlikleri, Arsa Ofisi Genel
Müdürlüğü, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü,
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu gibi kuruluşlarla, Devlet
Su İşleri, Karayolları, Köy Hizmetleri, Orman, Hudut ve
Sahiller, Sağlık ve Gençlik Spor, Petrol İşleri,
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu,
Telsiz ve Vakıflar Genel Müdürlükleri gibi katma bütçeli
kuruluşlarıdır. Birinci bölümde özel kanunlar ayrı ayrı
incelenirken de değinildiği gibi bu kuruluşların
hepsinin yaptıkları iş kamu görevi olduğundan,
personelin ceza kanunu uygulamasında memur sayılır. Bu
nedenle, memurların yargılanmalarına ilişkin kanunun
yürürlükte olduğu dönemde haklarındaki davalar anılan
kanuna göre açılıyordu. Özel Hukuk hükümlerine göre
yönetilenler ise, 233 ve 399 sayılı KHK’lere bağlı olan
Ziraat Bankası, Halk Bankası, Türkiye Demir Çelik
İşletmeleri, Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları,
Türkiye Petrolleri A.O., Pektim Petro- Kimya A.Ş.,
Türkiye Taş Kömürü Kurumu, Devlet Malzeme Ofisi, Makine
ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Toprak Mahsulleri Ofisi,
Türkiye Elektrik Kurumu, Tekel İşletmeleri, Devlet Demir
Yolları, PTT Genel Müdürlükleri gibi sayıları kırka
yaklaşan kamu iktisadi teşebbüsleri ile Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu, İş ve İşçe Bulma Kurumu, Maden
Tetkik Araştırma Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt
İdaresi, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu,
Türk Standartları Enstitüsü, Milli Prodüktivite Merkezi,
Atatürk Orman Çiftliği, Türkiye Kalkınma Bankası, Basın
İlan Kurumu, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, İ.E.T.T. Genel
Müdürlükleri gibi kuruluşlardır. İlke olarak kamu
görevlilerine, kuruma uygulanan hukuk dalı uygulanır.
Eğer kuruma özel hukuk kuralları uygulanıyorsa, kurumda
çalışan görevlilere de aksine bir düzenleme yoksa özel
hukuk kuralları uygulanır. Özel hukuk hükümlerine bağlı
olan yukarıda ikinci grup içinde saydığımız kuruluşların
yaptıkları iş kamu görevi olmadığından personeli ceza
hukukunda memur sayılmaz. Bu durumu gözeten yasa koyucu
bu kuruluşların kimilerinin özel yasalarına koyduğu
hükümlerle görevlilerin ancak kanunda gösterilen belirli
eylemleri nedeniyle memurlara uygulanan yasa
maddeleriyle cezalandırılabilmelerini sağlamıştır. Bu
nedenle 233 ve 399 sayılı KHK’lere bağlı KİT’ler dahil
bu kuruluşların görevlileri MMHK’ nun yürürlükte olduğu
dönemde bu yasaya bağlı tutulmamışlardır.
Daha önceki
bölümlerde ayrıntılı bir şekilde açıklanan kamu hizmeti
kavramı bu fıkrada ön plana çıkmaktadır. Yine genel
idare esasları da, sadece devletin merkezi idare düzen
ve örgütünü ifade eden “genel idare” anlamında olmayıp,
özel kesimde uygulanan kural ve usuller karşısında
“kamusal yönetim” biçimini belirtmekte ve dolayısıyla
tüm kamu kesimini kapsayan bir idare yönetimini
anlatmaktadır.
Yani devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamu
hukuku usulüne göre yürüttükleri hizmetlerle ilgili
esasları ifade etmektedir.
Anayasa Mahkemesi,
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’ nun iptali ile ilgili
olarak açılan davada bu konuya açıklık getirmiştir.
Kararda, Anayasa’ nın yürütme bölümünde idarenin
esaslarının, “idarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği”
başlığını taşıyan 123.maddesinde belirtildikten sonra
125.maddesinde de idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunun
belirtildiği idarenin kuruluşunun 126.maddesinde
“Merkezi İdare”, 127.maddesinde “Mahalli İdareler”,
olarak kurala bağlandığı, 125/4.maddesinde geçen
“yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve
esaslara uygun olarak yerine getirilmesi....” hükmündeki
“ esaslar” sözcüğü ile 128.maddedeki “genel idare
esasları” nın kamu yönetimlerinin görevlerinin
dayanakları olduğu belirtilmiştir. Söz konusu kararda
devletin, Anayasa’ nın 5.maddesiyle belirlenen temel
amaç ve görevleriyle sonraki maddelerde gösterilen temel
amaç ve görevleriyle yükümlülüklerini yerine getirirken
bu esaslara göre yürüttüğü kamu hizmetleriyle iktisadi
devlet teşekküllerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin
bu tür hizmetleri yapı ve ad değişikliklerinde de
sürdürebileceklerinin doğal olduğu, idarenin 123.maddeye
göre kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu, kuruluş
ve görevlerinin, merkezden ya da yerinden yönetim
esaslarına göre düzenleneceği, ister merkezden yönetim
esası, ister yerinden yönetim esası uygulansın, hepsinin
gene de “idare” çatısı altında toplandığı ve idarenin
bütünlüğünü oluşturarak kamu hizmeti gördükleri
açıklanmıştır.
Kamu Hukuku usulüne
göre yönetilen kamu tüzel kişilerinin özel yasalarında
bu tür hükümler bulunmadığı halde, özel hukuk
hükümlerine göre yönetilen kamu tüzel kişilerinin
kimilerinin özel yasalarına açıkça bu kuruluşlarda görev
yapanlar hakkında MMHK’ un uygulanamayacağı yolunda
hükümler konmuştur. 4483 sayılı kanunun 16/2 maddesinde
“Kanunlarda Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat
ın uygulanamayacağı belirtilen hallerde genel hükümler
uygulanır.” Dendiğinden bu kuruluşların görevlileri
hakkında yeni kanun da uygulanmayacaktır. Bunların hepi
aynı hukuksal statü içinde bulunmalarına göre aynı
hukuksal kurallara bağlı tutulmaları ve görevlilerine
4483 sayılı kanunun uygulanması gerekir. B nedenlerle
4483 sayılı kanunun 2/1.maddesindeki “diğer kamu tüzel
kişileri” sözlerinin yalnız kamu hukuku usulüne göre
yönetilen kamu tüzel kişilerini kapsadığı, özel hukuk
hükümlerine bağlı kamu tüzel kişilerini kapsamadığı
kabul edilmelidir.
2. Kanunun
Uygulama Alanı Dışında Kalan Görevliler
4483 sayılı Kanunun
2/2 maddesinde “görevleri ve sıfatları sebebiyle özel
soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara
ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden
kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma
usullerine ilişkin hükümler saklıdır” ifadesi yer
almaktadır. Burada kanunun uygulanmayacağı görevliler ve
suçlar düzenlenmiştir. Bu görevliler görevleri ve
sıfatları nedeniyle özel soruşturma ve kovuşturma
usullerine tabidirler. Haklarındaki soruşturma ve
kovuşturmalar 4483 sayılı kanuna göre değil özel
kanunlarındaki hükümlere göre yapılacaktır. Örneğin 2547
sayılı Yükseköğretim Yasasının 53/c maddesinde yazılı
Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri,
yükseköğretim kurumları yöneticileri, kadrolu ve
sözleşmeli öğretim elemanları ve bu kuruluş ve
kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunlarına bağlı
memurları, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesinde
yazılı Yargıtay Birinci Başkanı, Birinci Başkan
Vekilleri, Daire Başkanları, Üyeleri, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı ve Vekili, 2575 sayılı Danıştay
Kanununun 76. maddesbinde yazılı Danıştay Başkanı,
Başsavcısı, Birinci Başkan Vekilleri, Daire Başkan ve
Üyeleri, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 96. maddesi
uyarınca Sayıştay Başkanı ve Üyeleri, 2802 sayılı
Hakimler ve Savcılar Kanununun 82. ve sonraki maddeleri
uyarınca hakim ve savcılar, 1136 sayılı Avukatlık
Kanununun 58 ve sonraki maddeleri uyarınca serbest
çalışan avukatlar, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 153.
ve sonraki maddeleri uyarınca noterler gösterilebilir.
Yine Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin görevleri
nedeniyle işledikleri suçlar askeri suç niteliğinde
olacağından bunlar içinde 353 sayılı Askeri Mahkemeler
Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanun hükümleri uyarınca
işlem yapılır. Ayrıca 2802 sayılı kanunun 116. maddesi
uyarınca ilk derece adalet mahkemeleriyle adliye ye
bağlı dairelerde ve bölge idare ve vergi mahkemelerde
görevli memurların görevlerinden doğan suçlardan dolayı
bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan genel
hükümler uyarınca soruşturma ve kovuşturma yapılır.
Evlendirme memurları hakkında da Evlendirme
Yönetmeliğinin 56/1 maddesi yorumuyla genel hükümler
uygulanmalıdır. Ayrıca Anayasanın 148. maddesinde
sayılan görevliler Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar
Kurulu Üyeleri, Milletvekilleri 4483 sayılı Kanuna tabi
olmayacaklar bunların yargılanmaları belli usullere göre
Anayasa Mahkemesince yapılacaktır.
Sonuç olarak 4483
sayılı Kanunun kapsamı dışında kalan görevliler; a) Özel
yasalarındaki hükümlerle görevleri ve sıfatları
sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi
tutulanlar, b) 233 sayılı KHK kapsamındaki Kamu İktisadi
Teşebbüsleri de dahil özel hukuk hükümlerine bağlı kamu
tüzel kişilerinin personeli (233 sayılı KHK ekindeki
listede adları yazılı KİT’lerin genel müdür ve yönetim
kurulu üyeleri hariç), c) Kamu idaresinde görevli
yardımcı hizmetler sınıfından olan personel, d) Kadro
karşılığı olmaksızın çalıştırılan sözleşmeli personel,
e) Geçici görevliler, f) İşçilerdir. İdare hukuku
yönünden memur oldukları halde, ceza hukukunda memur
sayılmayan ve yukarıda sayılanlar dışında kalan diğer
kamu hizmetlileri de bu kanun kapsamı dışında kalır.
3. 4483 Sayılı
Kanun Kapsamında Soruşturulan ve Soruşturulamayan Suçlar
Kanunun
uygulanacağı suçlar, memurların idari görevlerinden
doğan suçlardır. Adli görevler bu anlamda genel
hükümlere tabidir. Adli görev yapan bir memur hakkında
Cumhuriyet savcısı yetkili merciden izin almadan
doğrudan soruşturma yapıp dava açabilir. Bu anlamda
jandarma teşkilatı mensuplarının adli görevlerinden
doğan suçlar, emniyet teşkilatı mensuplarının adli
görevinden doğan suçlar, çarşı ve mahalle bekçilerinin
adli görevlerinden doğan suçlar, gümrük muhafaza
memurlarının, belediye zabıtasının, köy muhtarının adli
görevlerinden doğan suçlar genel hükümlere tabidir.
Örneğin polis memurlarının işlenen bir suçun
soruşturulması sırasında işledikleri suçlar adli görev
sırasında işlenmiş sayılır ve haklarında genel hükümler
uyarınca soruşturma yapılır. Jandarma astsubayının
hastalanan bir tutukluyu sağlık ocağına götürmesine
emreden Cumhuriyet savcısının emrini yerine getirmeme
eylemi adli görevi savsama niteliğindedir, genel
hükümlere tabidir.
Özel
kanunlarda gösterilen bazı suçlar hakkında da 4483
sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Bunlar 5816 sayılı
Atatürk Aleyhine İşlenen Fiillerin Takibi Hakkında
Kanunun 3. maddesi, Evlendirme Yönetmeliğinin 56.
maddesi, 3628 sayılı Mal bildiriminde Bulunulması Rüşvet
ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu kapsamına giren
suçlar, (gerçeğe aykırı bildiririmde bulunma, haksız mal
edinme, irtikap, rüşvet, ihtilas, zimmete para geçirme,
görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmi
ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, devlet
sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet
vermek), Türk Ceza Kanununun 157. maddesinde tanımlanan
Cumhurbaşkanına fiilen saldırı ve 159. maddesinde
belirtilen Türklüğü ve Anayasal Kuruluşları tahkir
suçları, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 13, 14 ve 15.
maddelerinde belirtilen suçlar, 298 sayılı Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda
yazılı suçlar ve 2485 sayılı Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usulleri
Hakkındaki Kanun kapsamına giren suçlar. Yukarıda
belirtilen suçlar, hakkında soruşturmalar Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun
hükümlerine göre değil genel hükümlere göre Cumhuriyet
savcılığınca yapılır.
4483 sayılı Kanun
kapsamında soruşturulan suçlar yukarıda da belirtildiği
gibi memurların idari görevlerinden dolayı doğan
suçlardır. Kanun kapsamında soruşturulan suçları şu
şekilde sıralayabiliriz;
Görevi İhmal ve
Görevi Suiistimal Suçları: Keyfi Muamele Suçu (TCK.
Md.228), Sert Muamele Suçu (TCK. Md.228), Memuriyete Ait
Sırrı İfşa ve Kararları Tehir Suçu (TCK. Md.229), Görevi
İhmal Suçu (TCK. Md.230), Öğrendiği Suçu Haber Vermeme
Suçu (TCK. Md.235), Memurların Görevlerini Birlikte
Bırakma Suçu (TCK. Md.236), Ticaret Yapma Yasağına
Uymama Suçu (TCK. Md.238), Görevi Kötüye Kullanma Suçu
(TCK. Md.240)
Evrakta Sahtekarlık
Suçları: Evrakta Sahtekarlık Suçu (TCK. Md.339), Evrakın
Suretinde Sahtekarlık Suçu (TCK. Md.341), Resmi Belgenin
İçeriğinde Sahtekarlık Suçu (TCK. Md.340)
Memurun, Kişilere
Karşı Kötü Muamele Suçu: Dayak ve Kötü Muamele Suçu
(Adli nitelikte olanlar hariç) (TCK. Md.245)
Mülkiyet Hakkı İle
İlgili Kötü Muamele Suçları: Mülkiyet Hakkının İhlali
Suçu (TCK. Md.246), Fazla ve Haksız Vergi Tahsilatı Suçu
(TCK. Md. 247), Fazla ve Haksız Para Cezası Tahsilatı
Suçu (TCK Md.248).
4. Ağır Cezayı
Gerektiren Suçüstü Hali
4483 sayılı Kanunun
2/3 maddesinde ağır cezayı gerektiren suçüstü hali
düzenlenerek genel hükümlere tabi olduğu belirtilmiştir.
Bu hüküm çerçevesinde; bir memur ağır cezayı gerektiren
bir suçu işlerken 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme
Usulü Kanunu hükümlerine uygun biçimde suçüstü
yakalanırsa hakkında genel hükümlere göre Cumhuriyet
Savcılığınca hazırlık soruşturması yapılacak ve
sonuçlandırılacaktır. Bu durumda, 4483 sayılı Kanunun
uygulanması söz konusu olmayacaktır.
Ceza Muhakemeleri
Usulü Hakkında Kanununun (CMUK) 421. maddesinde ağır
ceza kavramı ile ilgili olarak;
“Bu kanuna göre ağır
ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve 10 yıldan
fazla hapis cezasını gerektiren cürümlere ilişkin
davalardır,” hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun
127/3-4 maddesinde “işlenmekte olan suç meşhut suçtur.
Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen
sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut
başkaları tarafından takip edilerek veya suçun pek az
evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan
kimsenin işlediği suçta meşhud suç sayılır,” şeklindeki
düzenleme ile suçüstü hali açıklığa kavuşturulmuştur.
4483 sayılı Kanun
kapsamındaki suçlardan TCK’nın 339. maddesinde
düzenlenen resmi evrakta sahtekarlık suçu ağır cezayı
gerektiren suçlardandır. Bu suçla ilgili suçüstü hali
3005 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak
gerçekleşirse, 4483 sayılı Kanunun 2/3. maddesi hükmü
uyarınca genel hükümlere göre işlem yapılacaktır.
4483
sayılı Kanun kapsamındaki “suçüstü hali” sadece ağır
cezalık suçlara münhasır olarak düzenlenmiştir.
C. 4483 Sayılı
Kanunun Uygulama Şartları
1. Ortada
İşlenilmiş Bir Suçun Olması
Hukuk ve ceza
literatüründe suç çeşitli şekillerde tarif edilmektedir.
Suç kısaca hukuk kurallarının yasakladığı ve yapılmasına
veya yapılmamasına cezai yaptırım bağladığı eylem
şeklinde tarif edilebilir. TCK’nın 1. maddesinde suçlar,
cürüm ve kabahat olarak ikiye ayrılmıştır.
Cürümler; kişilerin can, mal ve namus bakımından
güvenliğini bozan, kötü niyetle işlenen ferdin ve
toplumun hukukunu doğrudan ihlal eden ve olumsuz yönde
etkileyen fiil ve hareketlerdir.
Kabahatler ise toplumun huzurunu bozan, çoğunlukla kötü
niyet bulunmayan ve toplum için muhtemel olan zararları
önlemek maksadıyla cezalandırılan fiil ve hareketlerdir.
Suçun unsurları
kanuni, maddi ve manevi olmak üzere üçtür. Kanuni unsur,
bir fiil ve hareketin suç sayılması için kanunda açık
olarak yazılmış ve karşılığında bir ceza konulmuş
olmasıdır. Maddi unsur, suç teşkil eden fiil ve
harekettir. Manevi unsur ise suç işleyene ceza
verilebilmesi için suç teşkil eden fiili işleyenin
kusurlu bulunması ve manevi sorumluluğu olması halidir.
2. Suçu İşleyenin
Memur yada Diğer Kamu Görevlisi Olması
4483 sayılı Kanunun
1. maddesinde bu kanunun amacı memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin... düzenlenmiş olduğunu belirterek kanun
kapsamına memurlar ve diğer kamu görevlilerini almıştır.
Memur ve diğer kamu görevlileri tezin birinci bölümünde
açıklanmıştır.
3. Suçun Görev
Sebebiyle İşlenilmiş Olması
4483 sayılı Kanunun
2/1 maddesinde bu kanunun memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar
hakkında uygulanacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla görev
sırasında işlenmekle birlikte, görevle ilgisi olmayan
suçlar kanun kapsamına alınmamış ve MMHK’na göre kapsam
daraltılmıştır.
Görev sırasında
işlenen suçlar, niteliği itibarı ile memur veya diğer
kamu görevlisi olan ve olmayan herkes tarafından
işlenebilen ancak, görev yaptıkları zaman içerisinde
işledikleri suçlardır. İşlenen suç ile görev arasında
illiyet bağı aranmaz.
Görev sebebiyle
işlenen (görevden doğan) suçlar yalnız memurlar ve diğer
kamu görevlisi olan kişiler tarafından ve görevleri
nedeniyle işlenebilen suçlardır. Memur veya diğer kamu
görevlisi olmayan kişiler bu suçları işleyemez, ancak
işlenmesine katılabilirler. Suçun görevden doğması için
memur ve diğer kamu görevlisinin işi ile ilgili olması
yeterlidir. Memurun veya diğer kamu görevlilerinin
görevlerini, kanun ve ilgili diğer mevzuata göre yerine
getirmeyerek, kanunlarda suç olduğu belirtilen eylemleri
gerçekleştirmiş olmaları gerekir. Memur veya diğer kamu
görevlisi olmak, bu suçlarda suçun asli unsurudur. Bu
unsur gerçekleşmezse, suçta oluşmaz. Memurluk görevini
kötüye kullanmak (TCK. 240), görevi savsaklamak (TCK
230), evrakta sahtekarlık yapmak (TCK. 339-340-341)
örneklerinde olduğu gibi görev ile işlenen suç arasında
bir illiyet bağı mevcuttur.
Bir suçun görevden
doğan suç olarak nitelendirilebilmesi için yapılan
görevle ilgili olması yeterlidir. Suçun işlendiği yer ve
zaman önemli değildir.
Öte yandan memur
işlediği halde, suçun görevi ile ilgisi yok ise, 4483
sayılı Kanuna göre soruşturma yapılamaz. Aynı şekilde,
memur olmayan bir kişinin zaten görevden doğan herhangi
bir suçu söz konusu olamaz. Ancak memurluk görevini
yapan kişi görevden doğan bir suç işleyebilir.
Belediye başkanının
belediyede çalışmayan bir vatandaşa, çalışıyormuş gibi
belge düzenleyip vermesi veya disiplin suçu işleyen bir
memur hakkında, uzun süre işlem yapmaması gibi fiiller,
görev sebebiyle işlenen suçlar olarak değerlendirilir.
Belediye başkanının belge düzenleme fiilini mesai saati
dışında veya belediye dışında bir yerde yapmış
olmasından dolayı, suçun memuriyet görevi sebebiyle
işlenmediği sonucuna varılamaz.
II. ÖN İNCELEME USUL VE ESESLARI
A. Olayın Yetkili Mercilere İletilmesi
4483
sayılı Kanunun 4.maddesine göre,memur ve diğer kamu
görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçları,
çoğunlukla üç şekilde yetkili merci tarafından
öğrenilebilir.
Olayın Cumhuriyet Başsavcıları tarafından
Yetkili Mercilere İletilmesi;
Cumhuriyet
Başsavcıları, memur ve diğer kamu görevlilerinin bu
Kanunun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir
ihbar ve şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu
öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve
kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka
hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar ve şikayette
bulunulan memur ve diğer kamu görevlisinin ifadesine
başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili mercie
gönderirler.
4483
sayılı Kanunun 4/1 maddesinde belirtilen ....”
ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali
bulunan deliller ...“ tabiri ile CMUK’ un 153/2
maddesindeki “ Cumhuriyet Savcısı yalnız sanığın
aleyhine olan hususları değil, lehine olan cihetleri de
arar ve kaybolmasından korkulan delillerin toplanmasına
ve zabtına çalışır “ hükmünün birlikte değerlendirilerek
uygulama yapılması gerekir.
İzin
vermeye yetkili mercii, bu Kanun kapsamına giren bir suç
işlendiğini Cumhuriyet Başsavcılıklarının gönderdiği
evrak ile öğrendiği takdirde bir ön inceleme başlatmak
ve iddia ile ilgili bir karar vermek zorundadır.
Diğer Makam ve Memurlar ile Kamu Görevlileri Tarafından
İletilmesi;
Diğer
makam ve kamu görevlileri de, bu Kanun kapsamına giren
bir suç işlendiğinin ihbar, şikayet, bilgi, belge veya
bulgulara dayanarak öğrendiklerinde durumu izin vermeye
yetkili mercie iletirler.
Yetkili Merciin Bizzat Öğrenmesi;
Yetkili
merci, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini
herhangi bir kişi tarafından kendisine yapılacak ihbar
ve şikayetler ile öğrenebileceği gibi kendisinin yaptığı
teftiş ve denetim sırasında bizzat müşahede ve tespit
etmesi suretiyle de öğrenebilir.
Yetkili Merci, suçu ne zaman öğrenmiş sayılacaktır?
Yetkili
merciin suçu ne zaman öğrendiğinin tespiti önemlidir.
Çünkü izin verecek merciin suçu öğrenme tarihinden
itibaren soruşturma kararı verme süresi başlayacaktır.
4483
sayılı Kanunun 5/1 maddesinde; “ Yetkili merciin suç
işlediğini öğrenmesinden “ bahsedilmektedir.
Yetkili
merci, suçu bizzat öğrenmiş olabilir. Yetkili merciin
suçu bizzat öğrenmesi, merciin ihbar ve şikayet alması,
posta yoluyla kişiye özel şikayet dilekçesi, bilgi veya
belgenin kendisine ulaşması yada görevi sebebiyle
yaptığı teftiş ve denetimler sırasında suçu bizzat
tespit etmesi veya öğrenmesi şeklinde olabilir.
Bundan
başka olay Başsavcılıklar, diğer makam ve memurlarla
kamu görevlileri tarafından yetkili mercie yazılı
gönderilebilir veya iletilebilir.
Kanunun 5/1
maddesinde; “Yetkili merciin suç işlendiğini
öğrenmesinden” bahsedilmektedir. Danıştay karışıklığa
meydan vermemek ve sürenin başlangıç tarihini iyi
belirlemek amacıyla “yetkili merciin suç işlendiğini
öğrenmesi zamanını”, “yetkili merciin Ön İnceleme emri
verdiği tarih” olarak tespit etmiştir.
Bu durumda
Danıştay kararına göre, yukarıda sayılan bütün hallerde
süre yetkili merci tarafından “ön inceleme emrinin
verildiği tarihten” itibaren başlayacaktır. (Danıştay
Birinci Dairesinin 17.04.2000 tarih ve E:2000/29,
K.2000/59 sayılı istişari kararı)
Her ne
kadar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve
Bakanlıkların Yeniden Düzenlenmesi ve Çalışma Esasları
Hakkındaki (27.02.1982 gün ve 8/4334 sayılı) Bakanlar
Kurulu Kararnamesi, işlemlerin süre yönünden başlangıç
tarihi olarak evrakın ilgili birimin genel evrak kaydına
girişi ile başlayacağını hükme bağlamakta ise de 4483
sayılı Kanunun 5.maddesinde izin vermeye “ yetkili
merciin suçu öğrenmesinden” bahsedilmektedir. Yine
Kanunda karar verme yetkisi merciin bizzat kendisine
verilmiştir. Bir evrakın, Bakanlığa veya Valiliğe
gönderilmesi ayrı bir olay, yetkili merci olan Bakanın
veya Valinin bilgisine sunulması ayrı bir olaydır.
Dolayısıyla, Kanunda öngörülen süre de Danıştay kararına
göre, yetkili merci tarafından “ön inceleme emrinin
verildiği tarihten” itibaren başlayacaktır.
B. İhbar ve Şikayetin Niteliği ve İşleme Konulmayacak
İhbar ve Şikayetler
4483
sayılı Kanunun 4/3 maddesinde, memurlar ve diğer kamu
görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikayetlerin
soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar ve şikayetlerde
kişi ve/ veya olay belirtilmesinin zorunlu olduğu, aynı
Kanunun 4/4 maddesinde, bu şartları taşımayan ihbar ve
şikayetlerin işleme konulmayacağı düzenlenmiştir. Bu
nedenle, ihbar ve şikayetler hakkında işlem
yapılabilmesi için, ihbar ve şikayet edilen memur ya da
diğer kamu görevlilerinin ismen belirtilmesi veya görev
yaptığı makamın bildirilmesi, ayrıca somut olayın ve
eylemin net bir şekilde anlatılması gereklidir. Yetkili
mercilerin bu şartları taşımayan ihbar ve şikayetleri
işleme koyma mecburiyetleri yoktur.
İhbar yada
şikayet belli bir memur adı ve belli bir olay
gösterilmeden yapılmış ise Cumhuriyet savcıları ve izin
vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve
durum ihbar ve şikayette bulunan kimseye bildirilir.
Bildirim Cumhuriyet Başsavcısı ve yetkili merci için bir
mükellefiyet ve zorunluluk, ihbarcı ve şikayetçi için
bir haktır. Mağdurun veya suçtan zarar görenlerin bu
bağlamda dosyadan haberdar edilmeleri mağdur haklarının
da dile getirilmesi bakımından yerinde bir yaklaşımdır.
Bir
belediyede usulsüz işlemler yapıldığı şeklindeki bir
ihbar veya şikayet, soyut ve genel nitelikte bir
iddiadır. İşleme konulabilmesi için usulsüz
gerçekleştirilen olay ve /veya bu işlemleri
gerçekleştiren memur veya diğer kamu görevlisinin ismi
belirtilmeli, başka bir anlatımla, usulsüzlüğü hangi
belediye görevlisinin gerçekleştirdiği veya hangi iş ve
işlem gerçekleştirilirken bu usulsüzlüğün yapıldığının
bildirilmesi gerekir.
Soruşturma
izni vermeye yetkili merciler, ihbar ve şikayetin soyut
ve genel nitelikte olması ya da kişi veya olay
belirtilmemiş bulunması nedeniyle 4483 sayılı Kanuna
göre işlem yapılmasına yer olmadığına karar verip durumu
ilgililere bildirmelerinden sonra, bu ihbar ya da
şikayeti ciddi bulur ve dilerse, söz konusu ihbar veya
şikayetin niteliğini de gözeterek konuyu idari inceleme
yoluyla araştırabilir ve idare inceleme sonucu bir suç
işlendiği sonucuna ulaşırlarsa, ihbar ve şikayetçiye
işleme konulmayacağı belirtilmesine rağmen, 4483 sayılı
Kanun uyarınca işlem yapmaya başlayabilirler.
C.
Yetkili Mercilerin Ön İnceleme Başlatması
Ön
inceleme izni vermeye yetkili mercii, 4483 sayılı Kanun
kapsamına giren bir suçun, yine kanun kapsamındaki memur
veya diğer kamu görevlisi tarafından işlendiğini bizzat
yada şikayet, iddia ve ihbar veya Cumhuriyet
başsavcılığınca bildirilmesi üzerine öğrendiğinde bir ön
inceleme başlatır. Kanunda 5/1 maddede “... başlatır”
şeklinde kesin bir ifade taşımaktadır. Bu durum suç
öğrenildiğinde ön incelemenin başlatılmasını zorunlu
olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Ön
inceleme, 4483 sayılı Kanunun 5/2. maddesi uyarınca
soruşturma izni vermeye yetkili mercii tarafından bizzat
yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç
denetim elemanı yada hakkında inceleme yapılacak olanın
üstü konumundaki memur veya kamu görevlilerinden biri
veya birkaçı vasıtasıyla da yapabilir. Uygulamada
yetkili merciiler genellikle incelemeye ayıracakları
zaman olmaması nedeniyle ikinci yol olan emir vererek
inceleme yapılmasını yeğlemektedirler.
Yetkili makamca yukarıdaki şekilde yapılan
görevlendirmede kendisine ön inceleme yapma konusundaki
verilen kişiye, “ön incelemeci”, “soruşturmacı” veya
“muhakkik” adı verilir.
Kanunda ön inceleme emrinin kapsamı konusunda bir şekil
şartı getirilmemiştir. Ancak, emirde-soruşturmacı olarak
görevlendirme yazısında-en azından aşağıdaki bilgilerin
yer alması gerekir.
Görevlendirilen muhakkikin görev ünvanı, adı ve soyadı;
İncelenmesi istenilen olay ve yeri;
Hakkında inceleme yapılacak memur veya diğer kamu
görevlilerinin görevleri, görev yerleri, ad ve
soyadları;
Ön
incelemede görevlendirilen memur yada denetim elemanları
birden fazla ise her birinin adı soyadı ve görevleri
belirtilmekle beraber, bunlardan hangisinin incelemede
başkan olduğu da emirde açıkça belirtilmelidir.
Ön
inceleme emirlerinde sanığın ve suç konumlarının açık
bir şekilde belirtilmesi gerekmekte olup, bazı suç
konuları belirtilerek incelemenin yapılması sırasında
ortaya çıkacak diğer usulsüz işlemlerinde incelemeye
dahil edilmesi yolundaki emirlerden kaçınılmalıdır.
Varsa, ön inceleme emrine dayanak olan şikayet dilekçesi
ve bağlı belgeler emre eklenmelidir.
Ön
inceleme yapmakla görevlendirilenler, 4483 sayılı Kanun
uygulamasında, kendilerine inceleme görevi verilmeyen,
konu ve olaylarla ilgili olarak olaya el koyup karar
merciinden yetki talebinde bulunmalı ve yetkiyi aldıktan
sonra incelemeye devam etmelidirler.
Ön
incelemenin yapılması sırasında, emir verilen konuda
tamamen farklı bir fiil ortaya çıktığında bu eylem
içinde yeniden ön inceleme emri alınması uygun
olacaktır.
Suçun hukuki durumun değişmesi durumunda ise, yeniden ön
inceleme emri alınmasına gerek yoktur. Bu halde CMUK’nun
258. maddesine göre, sanığın durumunu ağırlaştıracak bir
husus ortaya çıkmış ise, sanığa ek savunma hakkı
verilmelidir.
4483
sayılı Kanunun 5. maddesine göre yargı mensupları ile
yargı kuruluşlarında çalışanlar ve askerler başka
merciiler tarafından ön inceleme görevlerinde
görevlendirilemeyeceklerdir. Yargı mensupları Hakimler
ve Savcılar Kanununa tabi olan hakim ve savcı statüsüne
sahip görevlileri ifade eder. Yargı kuruluşlarında
çalışanlar açısından bir ayrım yapılmadığı için her
sınıf ve derecede adli çalışanları ile aynı şekilde
asker personel de ön inceleme görevlerinde
görevlendirilemeyecektir.
Uygulamada ön inceleme emrinin geri alınıp alınamayacağı
da önemlidir. Yetkili merciiler soruşturmacı
görevlendirmek suretiyle yapılan incelemelerde
soruşturmacıyı değiştirebilir, bir başkası aracılığı ile
incelemenin tamamlanması sağlayabilir. Ancak, verilen
bir ön inceleme izni kararı geri alınamaz. 4483 sayılı
Kanuna göre yöntemine uygun olarak verilen inceleme
emrinin belirli bir ihbarı içerdiği açıktır.
Soruşturmanın başlangıç nedenini oluşturan ihbarın
Cumhuriyet savcısının veya yetkili merciin bilgisine
ulaşması, CMUK’un 153. maddesine göre bir irdeleme
yapılması yükümlülüğünü de beraberinde getirmektedir. Bu
nedenle Cumhuriyet savcısı yetkilerine de sahip olan
soruşturmacının, dolayısıyla yetkili merciin bilgisi
içine giren konularda ihbar niteliğinde bulunan ön
inceleme emrini geri alması mümkün değildir.
Danıştay İdari İşler Kurulunun 13.10.1994 gün ve
E:1994/130, K:1994/109 sayılı kararına göre; daha önce
yöntemine uygun olarak verilmiş ön inceleme emrine
dayalı olarak yürütülüp, yetkili merciin bilgi alanına
girerek, verilen ön inceleme emri kararına konu olan suç
konusunun, soruşturma kapsamı dışına çıkartılması kamu
düzenine aykırı ve kamu vicdanını sarsıcı bir uygulamaya
yol açacağından ve 4483 sayılı Kanunda da emrin geri
alınabileceğine dair bir düzenleme bulunmadığından,
aksine bir düşüncenin kabulü mümkün görünmemektedir.
-
Ön inceleme yapmakla görevlendirilenlerin yetkileri;
4483
sayılı Kanunun 6. maddesine göre ön inceleme ile
görevlendirilen kişi veya kişiler Bakanlık Müfettişleri
ile kendilerini görevlendiren merciin bütün yetkilerine
haizdir. Bu kimseler bu yetkilerini kullanırken, kanunda
hüküm bulunmayan hususlarda CMUK’na göre işlem
yapabileceklerdir.
Ön
inceleme ile görevlendirilenlerin CMUK’da yazılı diğer
yetkileri kullanmaları ihtiyari olmakla birlikte,
haklarında ön inceleme yapılanlarının ifadelerini
almaları Kanun gereği zorunludur.
Burada her türlü yetki ibaresi içine 657
sayılı Kanunun 137 ve sonraki maddelerinde düzenlenen
“görevden uzaklaştırma” yetkisinin girip girmeyeceği
tereddüt konusu olmuştur. Bu konuyla ilgili açıklama ve
görüşler çerçevesinde varılan sonuçların yer aldığı
Danıştay Birinci Dairesinin 17.04.2000 gün ve E:2000/29
K:2000/59 sayılı kararında;
“..... Burada ön inceleme ile
görevlendirilen kişilerin görevden uzaklaştırma kararı
verme yetkilerinin bulunup bulunmadığı konusu
duraksamaya neden olabilmektedir. Görevi başında
kalmasında sakınca görülen memurlar hakkında uygulanacak
olan görevden uzaklaştırma tedbirine ilişkin hükümler
657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 137 ve devamı
maddelerinde düzenlenmiş ve bu kararı almaya yetkili
olanlar gösterilmiştir. Görevden uzaklaştırma kararı
idari bir işlemdir. Ön inceleme ile görevli kişilerin
657 sayılı Kanunun 138. maddesinde sayılan kişilerden
olması durumunda, görevden uzaklaştırma kararı vermeleri
doğaldır. Ancak, ön inceleme ile görevli kişilerin 138.
maddede gösterilen kimselerden olmamaları durumunda, bu
kişilerin münhasıra 4483 sayılı Kanun kapsamında bir
suçun açığa çıkarılması amacına yönelik işleri yapmaya
yetkili olmaları nedeniyle idari bir işlem olan görevden
uzaklaştırma kararını vermeye yetkilerinin bulunmadığı
sonucuna ulaşılmaktadır....” denilmektedir.
Karardan da açıkça anlaşıldığı üzere
görevden uzaklaştırma kararı ancak ön inceleme
görevlisinin 657 sayılı Kanunun 138. maddesinde sayılan
Valiler, Kaymakamlar, Bakanlık ve Genel Müdürlük
Müfettişleri olması halinde verilebilecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda, ön inceleme
yapacakların yetkileri genel olarak şöyle sıralanabilir;
-
Tanık çağırmak
-
Tanığı zorla getirtmek
-
Tanık dinlemek
-
Tanığa yemin verdirmek
-
Bilirkişiye başvurmak
-
Keşif yaptırmak
-
Zorla elkoyma
-
Arama yapmak
-
İfade almak
-
İstinabe yoluna başvurmak
-
Her türlü bilgiyi görevlilerden almak
-
ve zabıt katibi bulundurmak şeklinde
özetlenebilir.
D.
Ön İncelemenin Yürütülmesi ve Rapor
Ön incelemeyi yürütmekle görevlendirilen
denetim veya inceleme elemanının ön inceleme emri ve
varsa ekleri ile, toplanacak belge, bilgi bulgu ve
dinlenecek tanıklar ve hakkında inceleme yapılan memurun
ifadelerinin bulunacağı bir dosya hazırlaması ve ön
inceleme emrindeki iddiaları dikkatle inceleyip
değerlendirmek suretiyle bir inceleme planı yapması
gerekir, bu plan incelemenin düzenli yürütülmesi ve
süratli sonuçlandırılması bakımından önemlidir.
İddialara ilişkin evrakın incelenmesi,
delillerin toplanması ve ilgili kanun ve diğer mevzuat
hükümlerine göre suç olup olmadığının değerlendirilmesi
büyük önem arz etmektedir. İnceleme sırasında her türlü
delilin eksiksiz toplanmasına ve ayrıca gerek şikayetçi
gerekse hakkında inceleme yapılan memurun incelenmesini
istedikleri belge ve kayıtların tamamının incelenmesine
ve değerlendirilmesine gerçeğin ortaya çıkması için özen
gösterilmelidir.
İnceleme ve soruşturmalarda eğer varsa önce
şikayetçinin dinlenilmesi usuldendir. Şikayetçi
çağrıldığında dilekçe kendisine gösterilmek suretiyle
dilekçe üzerindeki imzanın kendisine ait olup olmadığı
sorulur, bu aşamada şikayetçiden iddialara açıklık
getirecek, iddiaların meydana geldiği yer, zaman ve
tanıkların bulunup bulunmadığı, varsa konuya ilişkin
belge, kayıt ve delil ibraz edip edemeyeceği hususları
kendisine hatırlatılır. Şikayetçinin ifadesinin
alınmasından sonra şahitlerin dinlenilmesine başlanır.
Bir suçla itham edilenler dinlenirken iddialar kendisine
tek tek sorulmalı, vereceği cevaplara müdahale
edilmemeli ve söyleyeceklerinin tamamını ifade etmesine
imkan ve fırsat verilmelidir.
Ön inceleme işlemlerinde ifade alınırken,
CMUK’un 161. maddesi uyarınca bir yeminli katip
bulundurulur. Her ifade sonrası bir tutanak düzenlenir.
Tutanak, işlemin yapıldığı yeri, tarihi, işleme katılan
veya ilgisi bulunan kimselerin isimlerini ihtiva eder.
Tutanaklar ön inceleme görevlisi, yeminli katip ve
ilgililerce imzalanır.
- Ön İncelemenin Sonuçlandırılması
İncelemelerde, inceleme kapsamında bulunan
bütün iddialarla ilgili bilgi, belge, bulgu, kayıt ve
hakkında inceleme yapılan memur ve kamu görevlisi ile
tanıkların ifadeleri alındıktan sonra, incelemenin
yeterli olduğu ve tamamlanması gerektiği kanaatine
varıldığında inceleme dosyasındaki bütün evrak ve
ifadeler, her birine ayrı ayrı numara verilmek suretiyle
tasnif edilir. Bu tasniften sonra, iddianın ciddiyeti ve
konunun disiplini ilgilendirip ilgilendirmediği
değerlendirilerek, usulüne uygun bir Ön İnceleme Raporu
düzenlenir. Yapılan incelemede disiplini ilgilendiren
bir yön varsa ön inceleme raporunda yetkili merciden
disiplin soruşturması açılması istenilebilir.
Burada şunu tekrar edelim ki, yetkili merci
tarafından verilen bir ön inceleme emri ile iddianın
(konunun) doğrudan 4483 sayılı Kanun hükümlerine göre ön
incelemeye tabi tutulması istenilmiş ise, ön inceleme
elemanı tarafından mutlaka bir “Ön İnceleme Raporunun”
düzenlenmesi zorunludur.
Ancak, bunun da bir istisnası vardır:
Örneğin, yetkili merci verdiği ön inceleme emri ile bir
ön inceleme elemanı görevlendirmiştir. Ön inceleme
görevlisi, incelemeye başlamış, fakat bir süre sonra
iddianın bir müfettiş veya denetim elemanı bilgisini ve
ehliyetini gerektirdiği ve bu şekilde ön inceleme
yapılmasının daha isabetli ve faydalı olacağı sonucuna
varmıştır. İkinci olarak, ön inceleme görevlisi
incelemeyi yürüttüğü sırada kendisinden daha üst
konumdaki memurunda suça iştirak ettiğini tespit
etmiştir.
Yukarıdaki iki halde, ön inceleme elemanı
incelemeyi kısmen yaparak düzenleyeceği bir “Basit
İnceleme Raporu” ile dosyayı yetkili mercie teslim
ederek ilk durum için, varsa denetim elemanı
görevlendirilmesini yoksa istenmesini; ikinci durum için
ise, hakkında inceleme yapılan memurdan daha üst
konumdaki başka bir memurun ön inceleme elemanı olarak
görevlendirilmesini isteyebilecektir.
Bu takdirde, konu ile ilgili ön incelemeye
yeni görevlendirilen müfettiş/denetim elemanı veya ön
inceleme elemanı devam edecek ve ön inceleme raporu
onlar tarafından düzenlenecektir.
Ön inceleme konusunun aynı zamanda disiplin
suçu niteliğinde olması veya tazmini gerektirmesi
halinde yetkili merciden ayrıca bir disiplin soruşturma
emri alınarak, “Disiplin soruşturması veya Tanzim
Raporu” düzenlenir.
Yukarıda da belirtildiği gibi kanunun 6.
maddesi gereğince, bu kanun kapsamına giren bir suç
işlenmesi durumunda, inceleme elemanı tarafından rapor
düzenlenmesi mecburidir.
Ön inceleme raporlarının yazılmasında bir
şekil şartı zorunluluğu bulunmamakla beraber, ön
inceleme raporları genellikle şu bölümlerden oluşur:
Giriş
Bu
bölümde, yetkili merci tarafından verilen ön inceleme
emrinin tarih ve sayısı yazılır.
Muhbir ve Şikayetçiler
Bu bölüme, varsa muhbir ve şikayetçilerin
kimlikleri ve ikamet adresleri yazılır. Eğer
muhbir/şikayetçi belli değil ise, kamu hukuku (KH)
şeklinde yazılır.
Hakkında Ön İnceleme Yapılan/lar
Bu bölüme, inceleme konuları ile ilgili
olarak hakkında ön inceleme başlatılmış bulunan bütün
şikayet edilenlerin ad, soyadı ve görevleri yazılır.
İnceleme Konusu/ları
Bu
bölüme, ön inceleme emrinde gösterilen ihbar ve şikayet
konuları maddeler halinde yazılır.
İnceleme
Bu bölümde, incelemeye nasıl başlanıldığı,
inceleme konuları ile ilgili resmi kayıt, belge,
tutanak, rapor, defter vb. gibi evrakta mevcut dolaysız
bulgular ve bilgiler özetlenir. Tali evrakın tarihinin
ve numarasının ve konusunun belirtilmesi ile yetinilir.
Tanık İfadeleri
Bu bölümde, tanık beyanlarından inceleme
konusu ile ilgili olanlar özet halinde yazılarak, ön
inceleme dosyasındaki ek numaraları belirtilir.
Aynı mahiyetteki tanık ifadeleri, tanıkların
açık kimlikleri ve ifade tutanaklarının inceleme
dosyasındaki ek numaraları belirtilmek suretiyle
gruplandırılabilir.
Hakkında Ön İnceleme Yapılanların İfadesi
Bu bölümde, şikayet edilen memurun inceleme
konusu ile ilgili ifadeleri özetlenerek ek numaraları
belirtilir.
Hakkında inceleme yapılan aynı mahiyetteki
ifadeleri de tanık ifadelerinde olduğu gibi
gruplandırılabilir.
Tahlil
Bu bölümde, inceleme dosyasında konu ile
doğrudan ilgili bilgi ve belgeler irdelenir, muhbir ve
şikayetçi iddiaları, konu hakkında bilgisine
başvurulanların ve tanıkların beyanları, şikayet
edilenlerin ifadeleri, bilirkişi raporları, inceleme
tutanakları, diğer kayıt ve dokümanlardan gerekli
görülenler eleştirilir, tartışılır.
Gerekirse karşılaştırmalı çözümler,
değerlendirmeler yapılır. Belirlenen durum, mevzuat
hükümleri (Kanun, Tüzük, Yönetmelik, Emir, Genelge ve
Yönergeler) ile karşılaştırılarak suç unsurlarının tamam
olup olmadığı gerekçeli bir biçimde ortaya konulur.
Bütün bunları yaparken gereksiz tekrarlardan kaçınmaya
özen gösterilmelidir.
Sonuç
Suç unsurlarının tamam olduğunun anlaşılması
halinde hakkında inceleme yapılanın eylem ve işlemlerine
uyan kanun maddeleri de belirtilerek 4483 sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanunun 6. maddesi gereğince Soruşturma İzni
Verilmesi,
Suç unsurlarının tamam olmadığının
anlaşılması halinde ise, yine 4483 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun
6. maddesi gereğince, Soruşturma İzni Verilmemesi,
Kararı verilmesi gerektiği kanaat ve
sonucuna varıldığı belirtilir.
Ön inceleme
raporlarının yazımında dilbilgisi kurallarına uyulur.
Anlatım sade ve anlaşılabilir olmalı, gereksiz
ayrıntılara yer verilmemeli, silinti ve kazıntı
olmamalıdır. Raporun ekleri için bir dizi pusulası
hazırlanmalı, her kanıta bir sıra numarası verilmelidir.
Son sayfada raporun düzenlendiği yer, tarih, ön
incelemecinin adı ve soyadı yazılarak altı
imzalanmalıdır.
E. Soruşturma İzni Vermeye Yetkili Merciler
4483
sayılı Kanunun 3.maddesinde, bir memur veya diğer kamu
görevlisinin suç işlediğinin iddia olunması halinde izin
vermeye yetkili merciler ayrıntılı bir şekilde
düzenlenmiştir. Buna göre;
Cumhurbaşkanı : Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreteri,
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri:
Cumhurbaşkanlığında görevli memur ve diğer kamu
görevlileri,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı :
TBMM Genel Sekreteri ve yardımcıları,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreteri: Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevli
memurlar ve diğer kamu görevlileri,
Başbakan : Başbakanlık merkez
teşkilatında görevli olup, Bakanlar Kurulu Kararı ile
veya ortak kararla atanan memur ve diğer kamu
görevlileri,
Bakan : Bakanlıkların Merkez
Teşkilatında görevli olup, Bakanlar Kurulu Kararı ile
veya ortak kararla atanan memur ve diğer kamu
görevlileri,
İçişleri Bakanı :
Bakanlığımız merkez teşkilatında görevli
olup, Bakanlar Kurulu Kararı ile veya ortak kararla
atanan memur ve diğer kamu görevlileri,
İl Valileri,
Büyükşehir, İl, İlçe ve alt kademe
Belediye Başkanları,
Büyükşehir, il, ilçe ve alt kademe
Belediye Meclis Üyeleri,
İl Genel Meclis Üyeleri,
Görev Yapılan Kuruluşların En Üst İdare
Amirleri
Başbakanlık ve Bakanlıkların merkez teşkilatında
görevli olup, Bakanlar Kurulu Kararıyla veya ortak
kararla atanmayan memur ve diğer kamu görevlileri,
Başbakanlık ve Bakanlıklara bağlı veya
ilgili kuruluşlarda görev yapan memur ve diğer kamu
görevlileri.
Valiler
İlçe
Kaymakamları (Bakanlık Yönergesine göre)
Merkez İlçedeki Belde Belediye Başkanları
ve Belde Belediye Meclis Üyeleri,
İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve
diğer kamu görevlileri,
Bölge düzeyinde teşkilatlanan kurum ve
kuruluşlara mensup olup, illerinde görev yapan memur ve
diğer kamu görevlileri,
Merkez ilçede görev yapan köy ve mahalle
muhtarları ile bu Kanun kapsamına giren memur ve diğer
kamu görevlileri,
Kaymakamlar
İlçedeki Belde Belediye Başkanı ve Belde Belediye Meclis
Üyeleri
İlçede görevli memur ve diğer kamu
görevlileri,
İlçede görevli köy ve mahalle muhtarları ile
bu Kanun kapsamına giren diğer memur ve kamu görevlileri
hakkında bizzat izin vermeye yetkili mercidirler.
Kanunlarımızda ve diğer düzenleyici işlemlerde “en
üst idari amir” kavramına yer verilmemekle birlikte,
anayasal sistematiğe göre, “yürütme” içinde Bakanlar
Kuruluna ayrı, İdareye ayrı yer verildiğine göre 4483
sayılı Kanundaki “en üst idare amir” kavramı da, idari
teşkilat içinde bakan dışındaki “en üst disiplin amiri”
olarak anlaşılmalıdır.
Nitekim Kanunun 3/d maddesinde yer alan “en
üst idare amir” deyimi ile ilgili olarak Danıştay’ın
istişare kararında; ....Yasalarımızda ve diğer
düzenleyici metinlerde “en üst idare amir”
tanımlanmamıştır. 3046 sayılı Kanunun 21.maddesine göre
Bakan, bakanlık kuruluşunun en üst idare amiridir. 4483
sayılı Kanunun 3/d maddesinde “en üst idare amir” deyimi
kullanıldığına göre, bu deyimin siyasi otoriteyi temsil
eden Bakandan sonra gelen ve idari otoritenin en üst
noktasında bulunan, Başbakanlıkta, Başkanlık
Müsteşarını, Bakanlıklarda Bakanlık Müsteşarlarını ifade
ettiği anlaşılmaktadır. İlgili ve bağlı kuruluşlarda ise
müsteşarlar, genel müdürler ve kurum başkanlarının “en
üst idare amir” olduğu kuşkusuzdur, denilmektedir.(
Danıştay Birinci Dairesinin E:2000/29, K:2000/59 sayılı
kararı ).
4483
sayılı Kanunun 3. maddesinde, hangi memur yada kamu
görevlisi için hangi merciin soruşturma izni vereceği
ayrıntımı olarak belirtilmiş, ayrıca bunların
yokluklarında izin yetkisinin vekilleri tarafından
kullanılacağı öngörülmüştür.
Kanunda izin mercileri sıralanırken, yetkiyi
kullanacak belli unvanlara sahip kişilerden söz
edildiğinden, yetkili kişilere bağlı münhasır yetki
olduğu kuşkusuzdur. Kişiye bağlı bu yetkinin de bizzat
kullanılması zorunludur.
Kanunun 3. maddesinde, yetkili merciin
saptanmasında memur veya diğer kamu görevlisinin suç
tarihindeki görevinin esas alınacağı belirtilerek memur
yada diğer kamu görevlisinin suçun işlendiği tarihte
fiilen görevli olduğu yerin yetkili merciinin soruşturma
izni verilmesi sağlanmış, böylece işlendiği iddia edilen
bir suçtan sonra yer veya görev değişikliği sebebiyle
izin mercii konusunda çıkması olası sorunların önlenmesi
yoluna gidilmiştir.
3. madde de izin mercileri sıralanırken,
yetkiyi kullanacak belli unvanlara sahip kişilerden söz
edildiğinden, yetkinin kişilere bağlı münhasır yetki
olduğu kuşkusuzdur.
Mercilere verilen soruşturma izin yetkisi,
yetkili mercilerce bizzat kullanılır. Mercilerin bu
yetkiyi başkasına veya astlarına devretmesi söz konusu
değildir. Örneğin, Bakanlar, Müsteşarlarına; Valiler,
Vali Yardımcılarına ve Kaymakamlarda astlarına bu
yetkiyi devredemezler.
İzin vermeye yetkili merciin yokluğunda ise
bu yetki vekilleri tarafından bizzat kullanılır.
Yetkili merciin
saptanmasında, memur veya kamu görevlisin suç
tarihindeki görevi esas alınır (m.3). Kanunun bu hükmü
ile memur yada diğer kamu görevlisinin suçun işlendiği
tarihte fiilen görevli olduğu yerin yetkili merciinin
soruşturma izni vermesi sağlanmış, böylece işlendiği
iddia edilen bir suçtan sonra yer veya görev değişikliği
nedeniyle izin mercii konusunda çıkması olası sorunların
önlenmesi yoluna gidilmiştir.
F. Karar
4483 sayılı Kanunun
6. ve 7. maddelerinde yetkili merciin vereceği iki çeşit
kararda bahsedilmektedir, bunlar soruşturma izni
verilmesi ve soruşturma izni verilmemesi kararlarıdır.
1. Soruşturma İzni
Verilmesi Kararı
4483 sayılı Kanuna
göre bir karar verilmek üzere ön inceleme emri veren
makama sunulan rapor ve ekleri yetkili mercie
ulaştığında, artık memur veya diğer kamu görevlisi
hakkında karar verilme aşamasına gelinmiş olur. Yapılan
inceleme sonucunda memur veya diğer kamu görevlisinin
fiili, idari işlerin özelliği ve gerekleri de göz önüne
alınarak değerlendirilir ve sonuçta verilen kararla
memur yada diğer kamu görevlisi hakkında soruşturma
açılmasının gerekip gerekmediği belirlenmiş olur.
Yetkili merciler
düzenlenen fezlekede yer alan soruşturmacı kanaat ve
düşüncesine katılmak zorunda değildir. Yetkili merciler
incelemeyi dosyadaki deliller üzerinde yaparlar.
Verilecek kararlarda yetkili merciler delillerin
değerlendirilmesini yapamaz ve vicdani kanaate göre
karar veremezler. Ayrıca yetkili merciler, memur veya
diğer kamu görevlisinin ve suçunun 4483 sayılı Kanun
kapsamında olup olmadığı, sanığın suç tarihindeki
görevi, suçun görev sebebiyle işlenip işlenmediği, suç
tarihi, af yada zamanaşımı olup olmadığı, şikayetin
varlığı, geri alınması, sanıkların ifadelerinin alınıp
alınmadığı, alınan sanık ve tanık ifadelerinin ve eğer
ölüm varsa ölümün belgelenmesi, her bir suç için ayrı
ayrı soruşturma yapılması ve bunların fezlekede
belirtilmesi gibi hususların varlığını dikkate alarak
karar vermeleri gerekir.
Yetkili mercilerce
verilecek kararlarda, karar tarihi ve sayası, sanığın
kim olduğu ve suçu işlediği sırada bulunduğu görevi,
sanık hakkında ön inceleme yapılmasını gerektirir suç
konusu eylemin neden ibaret olduğu, suçun işlendiği ve
öğrenilme tarihi sanık hakkında aynı karardan birden çok
eylem için karar veriliyorsa, her suç için ayrı ayrı
gerekçesinin belirtilmesi gerekir.
Yetkili merci yaptığı
inceleme sonunda bir karar verecektir. Kanunda yetkili
mercilerce verilecek kararlar açıkça sayılmamakla
birlikte, konunun 6, 9 ve 11. maddelerinden
anlaşıldığında göre iki çeşit karar mevcuttur. Bu
maddelere göre, yetkili merciler, hakkında ön inceleme
yapılan memur veya diğer kamu görevlisi hakkında,
“soruşturma izni verilmesine” veya “soruşturma izni
verilmemesine” karar verecektir.
Kanunun 6/2. maddesi
uyarınca yetkili mercilere verilen “soruşturma izni
verilmesi” veya “soruşturma izni verilmemesi” yolundaki
kararlar gerekçeli olmalıdır.
Soruşturma izni
kararında memur veya diğer kamu görevlisinin suçunun,
suçta “kanunilik ilkesi” gereği, hangi kanunun, hangi
maddesi veya hükmüne aykırılık oluşturulduğunun
belirtilmesi gerekir. Dolayısıyla suçun affa uğramış
olması veya zaman aşımı olduğunun tespiti de buna göre
yapılacaktır.
Yetkili merciin
soruşturma izni verilmesi kararı, Cumhuriyet savcısı
tarafından hazırlık tahkikatına başlamaya izin verme
anlamında bir karardır. Soruşturma izni verilmemesi
kararı ise, Cumhuriyet savcılığı tarafından hazırlık
tahkikatına izin vermeme kararıdır. 4483 sayılı Kanun
kapsamındaki memur veya kamu görevlisi ile suç hakkında
soruşturma izni kararı olmadan hazırlık tahkikatı
yapılması veya sanıkların sorguya çekilmeleri mümkün
değildir.
İsnat olunan eylem
sadece disiplin cezasını gerektirmesi yada genel
hükümlere göre doğrudan soruşturulması gereken
eylemlerden olması durumunda, bu husus belirtilmek
suretiyle 4483 sayılı Kanuna göre ön inceleme ve
soruşturma izni verilmemesi uygun olacaktır. Yetkili
merciin her önüne gelen olayda ön inceleme ve
soruşturma izni vermesi durumunda, gereksiz yere zaman
kaybı söz konusu olacak, 4483 sayılı Kanunun amacı
dışına çıkılarak memur veya kamu görevlisi, soruşturma
psikolojisi altında mağdur edilecek ve iznin tabii
sonuçu olarak yapılacak itirazlarla dosya yetkili yargı
yerlerine intikal ettirilerek, yargı yerlerinin gereksiz
yere işleri çoğaltılacaktır.
Böyle bir durumda ya idari soruşturma başlatılıp olay
disiplin yönünden araştırılmalı veya suç duyurusunda
bulunarak eylemin genel hükümlerine göre soruşturması
sağlanmalıdır.
Yapılan ön
inceleme sonunda düzenlenen fezlekede, hakkında inceleme
yapılan memur veya diğer kamu görevlisinin isnat edilen
suçu işlediğinin sabit olduğu delilleri ile ortaya
konulduğu takdirde, yetkili merciin soruşturma izni
vermesi gerekir. Ancak yetkili merci, soruşturmacı
tarafından düzenlenen rapordaki kanaat ve düşüncelere
katılmak zorunda değildir.
Kararında gerekçesini belirterek farklı bir kararda
verebilir.
Yetkili merciin
soruşturma izni verilmesi kararı, Cumhuriyet savcısı
tarafından hazırlık tahkikatına başlamaya izin verme
anlamında bir karardır. 4483 sayılı Kanun kapsamındaki
memur veya kamu görevlisi ile suç hakkında, soruşturma
izni kararı olmadan hazırlık tahkikatı yapılması veya
sanıkların sorguya çekilmeleri mümkün değildir.
2. Soruşturma İzni
Verilmemesi Kararı
Soruşturma izni
verilmemesi kararı; memur veya kamu görevlisinin, suçlu
olduğuna ilişkin olarak bir belge veya delil elde
edilememesi veya suçsuzluğunun anlaşılması halinde
verilen karardır.
Yetkili merci; ön
inceleme emri vermiş olması ve ön inceleme sırasında
memur veya diğer kamu görevlisinin suçunun 4483 sayılı
Kanun kapsamına girmediğini öğrenmesi, suçun affa
uğraması, zamanaşımına uğraması, şikayet dilekçesinin
verilmemesi veya şikayetten vazgeçme, eylemin suç
olmaması, eylemin hukuki nitelikte olması veya idari
davaya konu olması, suçun görevle ilgisi olmaması,
memurlar tarafından görevleri nedeniyle işledikleri bazı
suçların özel kanun hükümleri ile 4483 sayılı Kanun
kapsamından çıkarılması hallerinin birinin bulunması
durumunda, 4483 sayılı Kanuna göre işlem yapılmasına
gerek olmadığı belirtilerek, soruşturma izni
verilmemesine karar verebilir. Suçun tanzimi ve disiplin
soruşturmasını gerektirir nitelikte olması halinde de
aynı kararı vermeleri gerekir.
3. Soruşturma İzni
Kararının Verme Süresi
4483 sayılı Kanunun
7. maddesine göre, yetkili merciler soruşturma izni
konusundaki kararlarını suçu konunun 5. maddesine göre
öğrendikleri tarihten itibaren ön inceleme sırasında
geçen sürelerde dahil edilmek suretiyle 30 gün içinde
vermek zorundadırlar.
4483 sayılı Kanunun
7/1 maddesinde bu sürenin, zorunlu hallerin varlığı
halinde 15 günü geçmemek üzere bir defalığına
uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Yetkili mercilerin bu
görevlerini savsaklamalarını veya kötüye kullanmaları
durumunda cezai sorumlulukları olacağından ve soruşturma
izni kararının vermenin süreye tabi kılınması nedeniyle,
bizzat öğrenme tarihi önem arz etmektedir.
Sürenin bitim tarihi
tatile rastlarsa, CMUK’nun 40. maddesi uyarınca süre;
tatilin ertesi gününe, yani tatilden sonraki ilk iş günü
mesai saati sonuna kadar uzar.
Yetkili mercilerin
belirlenen sürenin (45 gün) sonunda soruşturma izni
konusunda bir karar vermemeleri durumunda, TCK (Kanunun
228, 230 ve 240. maddelerinde yazılı keyfi muamele,
görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma) kapsamında
cezai sorumlulukları olacaktır. Bu nedenle izin vermeye
yetkili mercilerin belirlenen 45 günlük süre aşılsa dahi
bir karar vermelerinde yarar vardır.
4. Soruşturma
İzninin Kapsamı
İzin, kamu davasının
açılıp açılmaması konunda kamu yararına uygunluk
bakımından, yani suç ve ceza politikası açısından,
kanunun yetkili kıldığı makamın (yetkili merciin) bir
irade açıklamasıdır. Yetkili merciin soruşturma izni
verilmesi kararı, Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlık
tahkikatına başlamaya izin verme anlamında bir karardır.
4483 sayılı Kanun kapsamındaki suçlar ile memur veya
kamu görevlileri hakkında, soruşturma izni kararı
olmadan hazırlık tahkikatı yapılması, sanıkların sorguya
çekilmeleri veya kamu davası açılması mümkün değildir.
Böylece kamu davasının açılmasının zorunluluğu sistemin
izin verdiği ölçüde yumuşatılmış olmaktadır.
4483 sayılı Kanunun
8. maddesine göre; “soruşturma izni şikayet, ihbar ve
iddia konusu olaylar ile ve bunlara bağlı olarak ileride
soruşturma sırasında ortaya çıkabilecek konuları kapsar.
Soruşturma sırasında izin verilen olay ve konudan
tamamen ayrı veya farklı bir suç olarak
nitelendirilebilecek bir fiil ortaya çıktığında yeniden
izin alınması zorunludur. Suçun hukuki niteliğinin
değişmesi yeniden izin alınmasını gerektirmez.”
Soruşturma izni
verilirken, soruşturma konusunun, ön inceleme yapanlarca
belirlenen boyutlar açıklanarak izin verilmiş olacaktır.
İzin genel bir çerçeve çiziyor ve ileride yapılacak
Cumhuriyet savcılığınca soruşturmasında ortaya
çıkabilecek yeni durumlar, soruşturma izni kapsamı
içinde kalıyorsa, verilen izin soruşturmaya ve
kovuşturmaya esas alınabilecektir. Ancak, izin
verildikten sonra sürdürülen hazırlık soruşturmasında
Cumhuriyet savcılığı, yeni deliller ve yeni olaylar
belirlemiş başka konudaki suçları tespit etmiş ise
yeniden o konularla sınırlı olarak izin alınması
gerektiğini bu madde düzenlemektedir.
G. Soruşturma
İznine Yapılacak İtiraz ve Süresi
4483 sayılı Kanunun
9. maddesinde, yetkili merciin soruşturma izni verilmesi
veya verilmemesi yolundaki kararının Cumhuriyet
başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya
diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçisine
bildirileceği, soruşturma izni verilmesine ilişkin
karara karşı, hakkında inceleme yapılan memur veya kamu
görevlisinin, verilmemesine ilişkin karara karşıda
Cumhuriyet başsavcılığı ve varsa şikayetçisinin itiraz
edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Yetkili merciin
kararının tebliğinin ne şekilde yapılacağı konusunda
kanunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte,
tebligatların 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri
uyarınca yapılması uygun olacaktır. MMHK yürüklükte iken
lüzumu muhakeme kararlarının sanık memurlara bizzat
tebliği esas alınırken, 4483 sayılı kanuna göre
yapılacak tebligatlarda bu şart aranmayacak, 7201 sayılı
Kanunda gösterilenlere yapılacak tebligatlar yeterli
olacaktır. Tebligatlar memur eliyle yapılabileceği gibi,
posta yoluyla da yapılabilir.
Yetkili merciin
soruşturma izni verilmesi yada verilmemesine ilişkin
kararlara karşı, bu kararların tebliğinden itibaren on
gün içinde ilgilerine göre, Cumhuriyet başsavcısı,
hakkında ön inceleme yapılan memur veya diğer kamu
görevlisi veya şikayetçi itiraz edebilirler.
MMHK yürürlükte iken
meni muhakeme kararları itiraz edilsin veya edilmesin
kendiliğinden görüşülmek üzere karar kurullarına
gelmekte idi. Ancak, 4483 sayılı Kanunda bu kurula yer
verilmemiştir. Bu nedenle soruşturma izni verilmemesine
ilişkin kararlara eğer itiraz edilmemişse, yetki ve
görevli yargı yerlerinde re’sen görüşülmeyecek ve
kesinleşeceklerdir.
H. Soruşturma
İznine İtiraz Yapılacak Merciler
4483 sayılı Kanunun
9/3 maddesinde itiraz yapılacak merciler (itiraz
yapılacak mahkemeler) ve kimlerin hangi mahkemelere
itiraz edeceği düzenlenmiştir. Kanuna göre itiraz
edilecek merciler Danıştay 2. Dairesi ve Bölge İdare
Mahkemeleridir.
Cumhurbaşkanlığında
görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri,
TBMM Genel Sekreteri
ve yardımcılar ile TBMM’de görevli memurlar ve diğer
kamu görevlileri,
Bakanlar Kurulu
kararı ile veya Bakanlıkların merkez teşkilatında
görevli olup ortak kararla atanan memurlar ve diğer kamu
görevlileri,
Başbakanlık merkez
teşkilatında görevli olup, Bakanlar Kurulu Kararı veya
ortak kararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri,
Büyükşehir, İl ve
İlçe Belediye Başkanları ile Büyükşehir İl ve İlçe
Belediye Meclis Üyeleri ve İl Genel Meclis Üyeleri,
Alt kademe belediye
başkanları ve belediye meclis üyeleri yetkili merciin
soruşturma izin kararına karşı Danıştay 2. Dairesine
itiraz ederler.
Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreterinin Anayasanın 105 ve 4483 sayılı Kanunun
9/3. maddesine göre itiraz hakkı yoktur.
Bu kanun kapsamına
giren ve Danıştay 2. Dairesinin itirazlarını
incelemediği;
İlçede görevli
memurlar ve diğer kamu görevlileri,
İlde ve merkez ilçede
görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri,
Bölge düzeyinde
teşkilatlanan kurum ve kuruluşlarda görev yapan memurlar
ve diğer kamu görevlileri,
Başbakanlık ve
Bakanlıkların merkez ve bağlı veya ilgili kuruluşlarında
görev yapan memur ve diğer kamu görevlileri,
Merkez ilçe ve
ilçelerdeki belde belediye başkanları ve belediye meclis
üyeleri,
Merkez ilçe ve
ilçelerdeki köy ve mahalle muhtarları,
Bu kanun kapsamına
giren memurlar ve diğer kamu görevlileri, yetkili
merciin soruşturma izni kararına Bölge İdare
Mahkemelerinde itiraz ederler.
İtiraz, yetkili
merciin bulunduğu yerin yargı çevresi yönüyle bağlı
olduğu Bölge İdare Mahkemelerine yapılır.
Kanunun 9/4 maddesine
göre itirazlar Danıştay 2. Dairesi ve Bölge İdare
Mahkemelerince öncelikle incelenir ve en geç üç ay
içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.
SONUÇ
4483 sayılı
Kanun özünde önemli bir değişiklik getirerek Memurin
Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkatı ortadan
kaldırmıştır. Buna göre memurların ve diğer kamu
görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan
dolayı yargılanmaları bu kanun kapsamında olacak, diğer
suçları görev sırasında işlenmiş olsun olmasın genel
hükümlere tabi olacaktır.
Yeni düzenlemenin
memur kavramını genişleterek memurlar ve diğer kamu
görevlileri kavramı getirmesi, kamu görevi yapan geniş
bir kitlenin Kanun kapsamına dahil olmasını
sağlamıştır. Kanunda “diğer kamu görevlileri”’nin kimler
olduğu açıklanmadığı için Kanunun kimlere uygulanıp
uygulanmayacağı, özellikle sözleşmeliler ve KİT
personelinin durumu, Kanun kapsamına girip girmediği
tartışılmaya başlanılmıştır.
Memurların ve diğer
kamu görevlilerinin görevlerinden doğmayan ve görevle
ilgisi olmayan, görev sırasında işlenmiş suçları genel
hükümlere tabi olacak; görev sebebiyle işlenen suçlar
4483 sayılı Kanuna göre sonuçlandırılacaktır.
Özel Kanunlarında
başka yargılama usullerine tabi oldukları yada genel
hükümlere göre yargılanacakları belirtilen memurlar bu
Kanuna tabi olmayacaklardır.
Kanunda soruşturma
izni verecek ve ön inceleme emri vererek ön incelemeci
vasıtasıyla ön inceleme yapılmasını sağlayacak yetkili
merciler açıkça düzenlenmiştir.
Kanunda ön inceleme
yapacakların Bakanlık Müfettişleri ve kendilerini
görevlendiren merciin bütün yetkileri ile Cumhuriyet
savcılarının CMUK’da yazılı tüm yetkilerini
kullanabilecekleri düzenlenmiştir.
Kanunla memurlar ve
diğer kamu görevlileri hakkında bir suç işlediklerinin
öğrenildiği andan itibaren, yetkili mercilere en geç 45
gün içinde karar verme zorunluluğu getirilmiştir. Ön
inceleme için Kanunla getirilen süre kanaatimizce olması
gerekenden daha kısa tutulmuştur.
Artık soyut ve genel
nitelikte ihbarlarla, kişi ve olay tanımı yapılmaksızın
yapılan şikayetler işleme konulmayacaktır.
4483 sayılı Kanunun
yeni bir düzenleme olması nedeniyle henüz bir
birliktelik sağlanamamıştır. Kanaatimizce uygulamada
görülen boşluklar ileriki yıllarda yargı kararlarıyla
doldurulacak, bir uygulama birliği sağlanacaktır.
HAZIRLAYAN; FATİH
AKSOY
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
Kitaplar
1.
Arıca, M Nadir,
Memur Suçları ve Soruşturması, 2000
2.
Başköy, Sabri, Memurlar
ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında
Kanun Uygulaması, Ankara, 2002
3.
Çetin, Erol, Ceza
Hukuku ve Özel Yasalarda Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlileri Yargılama Usulü ve Memur Suçları,
Ankara, 2000
4.
Çetin, Erol,
Açıklamalı-İçtihatlı Ceza Hukuku ve Özel Yasalarda
Memur Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılama Usulü ve Memur Suçları, Eda Matbaacılık,
Ankara, 2000
5.
Çetin, Erol, KİT
Personeli ve Kooperatif Görevlilerinin Ceza
Sorumlulukları, Gen Matbaacılık Reklamcılık Tic.Ltd.Şti.,
Ankara, 1994
6.
Gözübüyük, Abdullah
Pulat, TCK Şerhi, Kazancı Hukuk Yayınları 2. Cilt,
1998
7.
Malkoç, İsmail,
Açıklamalı Gerekçeli Memur Yargılanması 4483 Sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanun, Sözkesen Matbaacılık, Ankara, 2000
8.
Önder, Ayhan, Türk
Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Filiz Kitabevi,
İstanbul, 1987
9.
Pınar, İbrahim,
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanun, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2000
10.
Selçuk, Sami, Memur
Yargılaması Hakkında, TÜSİAD, T/97
11.
Selçuk, Sami,
“Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat’ın (MYY)
Değerlendirilmesi, Nurullah Kunter’e Armağan,
İstanbul, 1998
12.
Topuz, İbrahim,
Açıklamalı İçtihatlı Memur Yargılama Hukuku, Mahalli
İdareler Derneği Yayınevi, Ankara, 2001
13.
Yılmaz Ejder, Hukuk
Sözlüğü, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996
Makaleler
1.
Çetin,
Erol, 4483 Sayılı Kanunu Tabi Olan ve Olmayan
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri, İdarecinin Sesi
Dergisi, S.88, Eylül-Ekim, 2001
2.
İğdeler, Serdar,
Suntay, Yusuf, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun Uygulaması, Türk İdare
Dergisi, S.476, Mart, 2000
3.
Topuz, İbrahim,
Yerel Yönetim ve Denetim Dergisi, S.6, Haziran, 2000
4.
Topuz, İbrahim,
Memurin Muhakemeti Hakkında Kanun Uyarınca Amirlerin
Soruşturma Emri Konusunda Yetki ve Sorumlulukları,
Yerel Yönetim ve Denetim Dergisi, C.1, Aralık, 1996
5.
Topuz, İbrahim, 4483
Sayılı Kanun Uyarınca Verilen Ön İnceleme İzni ve
Soruşturma İzin Kararlarının Niteliği, Türk İdare
Dergisi, S.434, Mart, 2002
6.
Topuz, İbrahim,
Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun ve Uygulaması, Yerel
Yönetim ve Denetim Dergisi, S.6, Haziran, 2000
7.
Zafer, Hamide, “4483
Sayı ve 02.12.1999 Tarihli Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun
Değerlendirilmesi,” İstanbul Barosu Dergisi,
S.10-11-12, 2000
Kanunlar
1.
1982 Anayasası,
2.
4483 Sayılı Memurlar
ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında
Kanun
3.
Türk Ceza Kanunu
4.
Ceza Muhakemeleri
Usulü Hakkında Kanun
5.
Devlet Memurları
Kanunu
6.
399 Sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 Sayılı KHK’nın Bazı Maddelerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname
7.
Meşhud Suçların Muhakeme
Usulü Kanunu
8.
İş Kanunu
Kararlar
1.
Danıştay Kararları
2.
Yargıtay Kararları
|