|
KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISININ
A-GENEL
GEREKÇESİ
B-MADDE
GEREKÇELERİ
A--GENEL GEREKÇE
Küreselleşme ve sanayi toplumu şartlarından bilgi
toplumuna geçiş şeklinde özetlenebilecek olan
dünyadaki gelişmeler ile halkımızın artan ve
çeşitlenen talepleri, etkililiğin artırılması ve
katılımcılık ekseninde kamu yönetiminde kapsamlı bir
yeniden yapılanma ihtiyacını gündeme getirmiştir.
Esasen ülkemizde kamu yönetiminde yeniden yapılanma
çabaları uzun bir geçmişe sahiptir. 1930’lu yıllarda
başlayan bu yöndeki çalışmalar, 1950’li yıllarda devam
etmiş, 1960 sonrası “Merkezi Hükümet Teşkilatı
Araştırma Projesi” (MEHTAP) başta olmak üzere çeşitli
çabalar ile sürdürülmüş, 1988 yılında VI. Plan
hazırlıkları kapsamında, ilk kez AB’ye uyumu ve
vatandaş odaklı olmayı gündeme getiren Kamu Yönetimi
Araştırması (KAYA) projesi ile belli bir olgunluğa
ulaşmıştır. Çeşitli plan ve programlarda olduğu gibi
2001-2005 dönemini kapsayan VIII. Plan kapsamında da
yönetimde yeniden yapılanma ihtiyacı dile getirilmiş
ve bu amaçla özel ihtisas komisyonlarınca çalışmalar
yapılmıştır.
Ancak, tüm bu çabalar çeşitli nedenlerle başarısız
kalmış ve kamu yönetiminde arzu edilen kaliteye
ulaşılamamıştır. Yapılan çeşitli araştırmalara,
yayınlanan raporlara ve alınan kararlara karşılık,
ülkemizin 1980 sonrası ekonomi alanında
gerçekleştirdiği serbestleşmeyi ve değişimi kamu
yönetimi alanında tam olarak başardığı söylenemez.
Bugün yaşadığımız sorunların temelinde bu kısmi
değişimin doğurduğu uyum sorunları önemli bir yer
tutmaktadır. 1990’lı yıllarda daha belirgin hale gelen
kamuda yeniden yapılanma ihtiyacı ihmal edilmiş ve
ülkemiz bu alanda diğer ülkelerin gerçekleştirdikleri
değişimin oldukça gerisine düşmüştür. Dünya genelinde
yaşanan hızlı değişim ve özellikle ülkemizin son
yıllarda yaşanan krizlerle sürdürülemez olduğu
belirginleşen mevcut yönetim anlayışı ve yapısı
dikkate alındığında, kamuda yeniden yapılanmanın
vaktinin çoktan gelip geçtiği, bu alanda ihtiyacın da
ötesinde bir gerekliliğin oluştuğu gözlenmektedir.
Bu genel çerçeve içinde hazırlanan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısı yeni ve kapsamlı bir perspektif içinde
kamu yönetiminde yeniden yapılanma sürecini başlatmak
ve bu sürece rehberlik etmek üzere hazırlanmıştır.
Kamu yönetimi zihniyetinde, yaklaşımında ve yöntemleri
ile organizasyon yapısında köklü değişiklikler öngören
Tasarı; kapsamlı bir çerçeve ve uzun vadeli bir
perspektif içinde, merkezi idare ve mahalli idarelerde
“iyi yönetişim” ilkelerini hayata geçirmeyi
hedeflemektedir.
Dünyada yaşanan hızlı ve çok yönlü değişim özellikle
yönetim anlayışında ve klasik bürokratik yapılarda
köklü bir yeniden yapılanmayı gündeme getirmiştir.
Dünyada yönetim anlayışını ve yapılarını köklü bir
şekilde etkileyen veya uyaran değişim faktörleri dört
ana başlık altında özetlenebilir:
Ekonomi teorisinde değişim,
Yönetim teorisinde değişim,
Özel sektörün rekabetçi yapısı ve kaydettiği
ilerlemeler,
Toplumsal eleştiri ve değişim talebi ile sivil
toplumun gelişimi.
Bütün bu teorik ve reel değişimler doğrultusunda kamu
yönetiminin toplumsal rolü ve işlevleri ile bunları
yerine getirirken uygulayacağı yöntemler ve
oluşturacağı kurumsal yapılar tartışma konusu haline
gelmiştir. Genel olarak ifade edilecek olursa,
toplumun taleplerine karşı daha duyarlı, katılımcılığa
önem veren, hedef ve önceliklerini netleştirmiş, hesap
veren, şeffaf, daha küçük ancak daha etkin bir kamu
talebi dile getirilmiştir. Kamu kurum ve
kuruluşlarının üretimden çekilmesi, düzenleyici
işlevinin güçlendirilmesi, özel sektör ve toplum ile
paydaşlık ilişkisi geliştirmesi öngörülmüştür.
Yaşanan bu değişimler kısaca küreselleşme ve bilgi
toplumuna geçiş çerçevesinde açıklanabilir. İç ve dış
arasındaki ayrımın göreli olarak kolay çizilebildiği
bir dünyanın yerini, sınırların gittikçe
belirsizleştiği ve etkileşimin yoğunlaştığı bir
ortamda dışarısı ile içerisinin kaynaşması almıştır.
Üretim faktörleri içinde bilginin ve teknolojik
gelişmenin katkısı belirleyici hale gelmiştir. Sonuç
olarak; iç pazar ağırlıklı ve sanayi toplumuna özgü
kurumlarda köklü bir değişim ihtiyacı ortaya
çıkmıştır.
Kamunun rolünün yeniden tanımlanması ihtiyacını
doğuran bu değişimler, özellikle özelleştirme,
sivilleşme ve yerelleşme şeklinde gelişen eğilimleri
desteklemektedir. Kamu kuruluşları özel sektörün daha
verimli üretim yaptığı alanları terk etmekte, eskiden
“doğal tekel” olarak düşünülerek devletin kontrolüne
bırakılan alanlar dahi düzenleyici yapılar kurulmak
suretiyle özel kesime açılmakta, bazı kamu hizmetleri
sivil toplum kuruluşlarına devredilmekte, merkezi
yapılar yerine yerinden yönetim anlayışı hakim hale
gelmektedir. ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda, Yeni
Zelanda gibi birçok gelişmiş ülke küreselleşme ve
bilgi toplumu şartları tarafından ana çerçevesi
çizilen bu yeniden yapılanma sürecinde öncü bir rol
oynamıştır. Eski Doğu Bloku ülkeleri ile gelişmekte
olan ülkelerden bir çoğu da bu sürece katılmış ve
yönetim yapılarında köklü reformlar yapma yönünde
adımlar atmışlardır.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı dünyada yaşanan bu
gelişmeler ve çeşitli ülkelerde yaşanan tecrübeler
ışığında ülkemizi 21. yüzyılda çağdaş bir yönetim
zihniyetine ve yapısına kavuşturmak amacıyla
hazırlanmıştır. İyi yönetişim olarak da tarif
edilebilecek bu çağdaş yönetim zihniyeti ve yapısı;
Katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışa sahiptir.
Pro-aktif ve gelecek yönelimli bir bakışı esas alır.
Girdi odaklı olmaktan sonuç ve hedef odaklı olmaya
yönelir.
Kendine odaklı olmaktan vatandaş odaklı olmaya geçişi
hedefler.
Bu yeni anlayış içinde, 21. yüzyılda kamu yönetimi;
Şeffaf olmak,
Katılımcı olmak,
Düşük maliyetle çalışmak,
Etkili olmak,
İnsan haklarına saygılı olmak,
Belirsizliği ve ayrımcılığı azaltacak şekilde hukuka
dayanmak ve
Öngörülebilir olmak zorundadır.
Rekabete açık bir dünyada, halkın rızasına dayalı
olmayan bir yönetim; insanlarını mutsuz kılmakta,
nitelikli insan gücünü başka ülkelere kaçırabilmekte;
buna karşılık, artan yabancı sermaye yatırımlarından
faydalanamamakta ve sonuçta uluslararası rekabette
ülkenin nispi konumunu kötüleştirmektedir. Yukarıda
ana hatları ortaya konan yeni yönetim zihniyetine
sahip ülkeler ise insanlar, sermaye, bilgi ve
teknoloji için bir çekim merkezi oluşturmakta, hızlı
bir şekilde gelişerek halkın refahını
artırabilmektedir.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının temel aldığı bu
yeni yönetim anlayışı ve uygulaması;
Piyasaya saygılıdır ve mümkün olduğu ölçüde piyasa
araçlarını kullanır,
Hukukun güvencesi altında sivil toplum kuruluşlarına
geniş bir alan tanır,
Yerel ve yerinden yönetim yapılarını öne çıkarır,
Stratejik yönetim anlayışı içinde öncelikli alanlara
yoğunlaşır, performansa ve kaliteye dayanır,
Bilgi teknolojilerini yönetimin bütün süreçlerine
yayar ve kullanır,
Mevzuatta kısalıktan ve sadelikten yanadır,
Yatay organizasyon yapısı ve yetki devrini gerektirir,
Katılımın gelişmesi için gerekli güvenli ortamı ve
mekanizmaları oluşturur,
Hesap verebilirliği artırır,
Herkesin bilgi edinme hakkı olduğuna inanır,
Her şeyin başı olan insan kaynaklarını geliştirmeye ve
güçlendirmeye çalışır.
İnsanlığın ortak tecrübesine dayanan bu olumlu
hedefler ve araçlar, ülkemizde yaşayan milyonlarca
insanın özgür ve müreffeh yaşaması kadar, gelecek
nesillerin mutluluğu açısından da son derece
önemlidir.
1980’li yıllarda diğer birçok gelişmekte olan ülkeden
önce başlatılan yenilikler, ülkemizin uzun yıllara
dayalı ithal ikameci ve içe dönük gelişme stratejisini
değiştirmiştir. Yeni dönemde serbest piyasa
mekanizması ve rekabete dayalı bir strateji içinde
dışa açılma hedefi benimsenmiş, 1990’lı yıllara kadar
başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Ne var ki ülkemiz
1990’lı yıllarda hızlanan değişim sürecini 1980’li
yıllarda olduğu kadar zamanında ve doğru algılamakta
zorlanmış, gerekli uyumu gösterememiştir. 1980’li
yıllarda uygulanan ve daha çok engelleri kaldırma
üzerine kurulu “birinci dalga” yapısal uyum
politikaları, yeniden yapılanmayı gerektiren ve daha
zorlu olan “ikinci dalga” yapısal uyum politikaları
ile tamamlanamamıştır. Diğer bir ifade ile, daha çok
“engellerin kaldırılması ve serbestleşme” üzerine
kurulu reformlar yapılmış, ancak devletin rolünü
yeniden tanımlayıcı ve genel olarak “yeniden
yapılanma” gerektiren ikinci dalga reformlarda tam
olarak başarıya ulaşılamamıştır.
Sağlanan serbestleşmeye rağmen doğrudan yabancı
sermaye girişlerinde son derece kısıtlı kalan
gelişmeler, ülkemizin küreselleşmenin oluşturduğu
fırsatları değerlendiremediğini, buna karşılık
risklerine açık bir yapıda kaldığını göstermektedir.
Doğrudan yabancı sermaye konusunda 2001 yılındaki
istisnai performans hariç, ülkemizin bir milyar dolar
sınırını bir türlü aşamadığı gözlenmektedir. 1991
yılında gelişmekte olan ülkelere yapılan toplam
doğrudan yabancı sermaye yatırımları içinde ülkemizin
payı % 1,8 iken, bu pay 1999 yılına gelindiğinde binde
3’lere gerilemiştir. Bu düşük performans ülkemizin
küresel rekabet şartlarına adapte olamadığını ve
oldukça yüksek düzeylerde seyreden sermaye
hareketlerinden üretimi ve istihdamı artıracak şekilde
yararlanamadığını göstermektedir.
1991 yılında 150 milyar dolar olan GSYİH 2000’li
yıllara gelindiğinde 180 milyar dolarlara ulaşmış,
ancak aynı dönemde nüfus artışının etkisi dikkate
alındığında kişi başına gelir yıllık ortalama % 0,3
oranında gerileyerek 2681 dolardan 2607 dolara
düşmüştür. Bu sonuç halkımızı yoksullaştırırken,
ülkemizi de dünya ölçeğinde gelişmişlik sıralamasında
geri noktalara götürmüştür. Aynı dönemde OECD
ortalamalarına (Slovenya, Macaristan ve Polonya hariç)
bakıldığında, kişi başına gelirin 11.141 dolardan
22.100 dolara çıktığı görülmektedir. Bu rakamlar
ülkemizin 1991-2002 döneminde neler kaybettiğinin,
potansiyelini kullanması halinde ise nerelerde
olabileceğinin özet göstergeleri olarak
değerlendirilebilir.
Kısaca, ülkemiz 1990’lı yıllarda artan rekabet ortamı
içinde yeniden yapılanmasını gerçekleştirerek
potansiyelini kullanamamış, bunun sonucunda geçmişe ve
diğer ülkelere göre konumunu iyileştirmek bir yana,
koruyamamıştır. Bu çerçevede, ülkemizde kamu
yönetiminde yeniden yapılanmayı gerekli kılan dört
temel açık oluştuğu gözlemlenmektedir:
Stratejik açık,
Bütçe açığı,
Performans açığı,
Güven açığı.
Bu dört açık aynı zamanda yönetimde değişim
çabalarının temelinde yatan sorunlara kapsamlı bir
çerçeve sunmaktadır. Stratejik bir bakış açısından ve
uzun vadeli planlamadan yoksun bir çerçevede aşırı
büyüyen ve merkezileşen kamu idaresi, gelirlerini aşan
harcamalara yönelmekte ve kaynakları verimli
kullanamayarak bütçe açığı oluşturmakta; halkın
beklentilerini karşılamayarak performans açığı
vermekte; bu verimsiz yönetim süreci çeşitli yozlaşma
ve yolsuzluk olayları ile birleştiğinde ise halkın
yönetime olan güvenini eritmektedir.
Bütün bu açıklar arasında en fazla görünür olanı mali
açıktır. Rasyonel kaynak tahsisi yapamayan ülkemiz
sonuçta gelirlerinin çok üzerinde harcama yapan bir
mali yapı ile baş başa kalmıştır. Toplumsal talepleri
zamanında, sağlam kaynaklarla ve verimlilik esasına
göre çalışarak karşılayamayan kamu kurumlarının
harcamaları borçlanma ile finanse edilerek, yeniden
yapılanma gereği bir süre için de olsa
ertelenebilmiştir. Ancak, artan mali açıkların
beslediği güvensizlik içinde yüksek faiz oranları ile
borçlanma limitlerine gelen kamu kesimi zamanında
yapamadığı uyumun maliyetini fazlasıyla ödemeye
başlamıştır. Özellikle transfer harcamalarına bağlı
olarak bütçe harcamalarında yaşanan çarpıcı artış
bütçe gelirlerindeki artış ile dengelenememiş ve
1991-2002 döneminde bütçe dengeleri belirgin bir
şekilde bozulmuştur. 1991 yılında, GSMH’ya oranla %
5,3 olarak gerçekleşen bütçe açığı 2002 yılında % 4,6
olmuş, kamu kesimi borçlanma gereği ise % 15
seviyelerinin üzerine çıkmıştır.
Yapılan geniş kapsamlı kamuoyu araştırmalarının da
gösterdiği gibi, vatandaşlarımız mevcut sosyo-ekonomik
koşullardan ve yönetim kalitesinden derin bir
memnuniyetsizlik içindedirler. Sadece verimsiz
hizmetten değil, hizmet alırken herkese eşit
davranılması konusunda da toplumda yaygın bir şikayet
hali oluşmuştur. Halkın yönetime duyduğu güvenin
azalmasında ve memnuniyetsizliğinin artmasında; ortaya
koyduğu tercihlerin kamu politikalarına yansımayışı,
verim kayıpları ve menfaat ilişkilerinin kamu
kaynaklarının kullanımında genel faydanın önüne
geçmesi etkili olmuştur. Adalet hizmetleri, sağlık ve
vergi gibi alanlar başta olmak üzere bir çok alanda
kamu hizmetleri yetersiz ve kalitesiz olarak
algılanmaktadır. Özellikle merkezi hükümette reform
isteyenlerin oranı % 90’ların üzerine çıkmaktadır.
Kamu hizmetlerinden duyulan memnuniyetsizliğin kişisel
yaşam koşullarından duyulan genel memnuniyetsizliğin
üstüne çıktığı bu ortamda; başta ekonomi olmak üzere
eğitim, sağlık ve adalet hizmetlerinde gelişme
sağlanması talep edilmektedir.
Kapalı bir ekonomik yapı içinde, yönetim hatalarının
üstü örtülebilmektedir. Açık bir ekonomide ise yönetim
hatalarının bedeli çok ağır olmaktadır. Ağırlaşan
ekonomik şartlar ve birbiri peşi sıra ortaya çıkan
krizler daha derinlerde bir yönetim krizi
yaşadığımızın en açık göstergesi olmuştur. 1950-1993
dönemine bakıldığında Türkiye’nin sadece 1954 yılında
% 3, 1979 yılında % 0,5 ve 1980 yılında % 2,8
küçüldüğü gözlenmektedir. 1994-2001 yılları arasında
ise ekonomi üç ayrı dönemde küçülmüş ve küçülme
oranları geçmişe kıyasla çok daha yüksek boyutlarda
gerçekleşmiştir. 1994 ve 1999 yıllarında ülke
ekonomisi % 6,1, 2001 yılında ise % 9,4 küçülmüştür.
Yıllar boyu sağlanan kazanımların bir anda ortadan
kalkması anlamına gelen bu olumsuz gelişmeler toplumun
düşük gelirli kesimlerine yansımaları itibariyle daha
ağır sosyal sorunlara yol açmış ve istihdam
olanaklarını büyük ölçüde daraltmıştır. Dünyada
enflasyon ile yaşamak zorunda olan ender ülkeler
arasında kalmayı sürdüren, kesimler ve bölgeler arası
gelir dağılımı gittikçe bozulan, işsizliğin olağanüstü
boyutlara ulaştığı, sağlıklı bir şekilde
şehirleşemeyen, dış ticarette sürekli sorun yaşayan,
teknoloji üretemeyen bir ülke konumundan
kurtulunamamıştır. Ekonomimiz iç ve dış şoklara karşı
kırılganlığını defalarca göstermiş, ağır borç yükü
altında kamu maliyesi halkın taleplerini karşılamaktan
uzaklaşmış, insanımızın geleceğe dair umutları
kırılmıştır.
1971 yılında yüzde 17,4 ile başlayan çift haneli
enflasyon oranı bugüne kadar tek haneli enflasyona
geri düşmemiştir. 30 yılı aşkın bir süredir enflasyon
ile birlikte yaşamak zorunda kalan halkımız ve iş
dünyamız enflasyonu adeta bir kader olarak algılar
hale gelmiş, oluşan bu beklenti kırılamadığı için
enflasyon kronik bir problem olarak günümüze kadar
varlığını sürdürmüştür. 1994 yılında % 100’ün üzerine
tırmanan bu oran 1999-2001 döneminde % 50’lere
gerilemiştir. 2002 yılı itibariyle bakıldığında ise bu
oranın % 30’lar düzeyine indiği ve 2003 yılında %
20’nin altına düşeceği anlaşılmaktadır.
Yaşanan ekonomik krizler sosyal dengeleri de
bozmuştur. Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından en
son 1994 yılında yapılan hesaplamalara göre
hanehalkları bazında en düşük % 20’lik kesim toplam
gelirin sadece % 4,9’unu alırken en yüksek gelir
kesimi % 54,9’unu almaktadır. Bu rakamlar en düşük
gelir dilimi ile en yüksek gelir dilimi arasında 11
katı aşan bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. 1994
sonrası yaşanan krizlerin ve sosyal boyutu ihmal
edilen politikaların sonucunda bu tablonun daha da
kötüleştiği tahmin edilmektedir.
1991-2002 döneminde Türkiye ekonomisi istihdam
üretememiş ve buna bağlı olarak işsizlik oranı
artmıştır. Tarım kesiminde 2 milyon civarında istihdam
azalması gerçekleşirken, sanayide sadece 1 milyon,
hizmetler sektöründe ise 2,8 milyon istihdam olanağı
ortaya çıkmıştır. Nüfus artışına bağlı olarak istihdam
edilmeye ihtiyaç duyan insanların sayısındaki artış
sonucunda işsizlik oranı % 7,8’den % 10,6’ya
yükselmiştir. Eksik istihdam da dahil edilirse
işsizlik rakamları çok daha yüksek düzeylere
çıkmaktadır.
Kamu yönetiminin yeterli performansı gösteremeyişinde
özellikle 1990’lı yıllarda yaşanan siyasi
istikrarsızlıklar ve koalisyonlar da etkili olmuştur.
Etkili bir koalisyon kültürü üretemeyen bir siyasi
yapılanma içinde koalisyon ortakları arasında kamu
yönetiminin rasyonel olmayan bir şekilde paylaşımı ve
ortak politika oluşturma zorlukları kamu yönetimini
olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, ülkemizde siyaset ile
kamu yönetimi arasındaki ilişki sağlıklı bir temele
oturtulamamıştır. Bir yandan siyaset kurumu
bürokrasinin gündelik işleyişine gereğinden fazla
müdahil olurken, diğer yandan bürokrasi esasen siyaset
kurumu tarafından belirlenmesi gereken politika ve
stratejiler konusunda siyasetten yeterli girdi almadan
çalışma alışkanlığını sürdürmüştür. Sonuçta politika
ile uygulama farklılaşmış, siyaset kurumu kendisinin
ürünü olarak görüp sahiplenmediği politikaları ihmal
etmiş, bürokrasi ise gündelik çalışmalarında sık
siyasi müdahaleler nedeni ile rasyonel olmayan
kararlar almaya zorlanmıştır.
Diğer yandan, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi
doğrultusunda yönetim yapısını katılmayı hedeflediği
topluluk standartlarına kavuşturma çabası, kamu
yönetiminde yeniden yapılanma açısından önemli bir
değişim faktörü olarak gündeme gelmektedir. Coğrafi ve
tarihsel ilişkilerimiz ile ekonomik bağlarımızın yanı
sıra, milyonlarca insanımızın fiili olarak yaşadığı bu
birliğe katılma hedefi 40 yılı aşkın bir zamandır ülke
olarak benimsediğimiz temel bir tercih olarak ortaya
konmuştur.
Küreselleşme sürecinin de bir parçası olarak
görülebilecek olan bu bölgesel entegrasyon çabası,
piyasa ve demokratik değerler üzerine kurulu bir
birliktelik ve yönetim anlayışını yansıtmaktadır.
Demokratikleşme ve gelişmiş bir piyasa düzeni kurma,
ekonomik gelişmenin nimetlerini adil bir şekilde
paylaşma hedefleri ile de uyum içinde olan AB’ye tam
üyelik sürecinde, yönetim yapımızın çağdaş
standartlara kavuşturulması bir gereklilik olarak
ortaya çıkmaktadır.
Kamu yönetiminde yaşanan sorunların ve krizlerin
temelinde yatan en önemli nedenlerin başında ülkemizin
çağın koşullarına ve halkımızın taleplerine yeterince
cevap veremeyen yönetim anlayışı ve yapısı
gelmektedir. Bu sorunların temelindeki mevcut yönetim
anlayışının özelliklerini özetlemek gerekirse;
Gelecek Yönelimli Değil Geçmiş Yönelimli,
Amaç Yönelimli Değil Sorun Çözme Yönelimli,
Teşhis Yönelimli Değil Çözüm Yönelimli,
Tek Taraflı ve Kapalı bir Yaklaşım,
Ödüllendirme Yerine Cezalandırma Yönelimli.
Bütün bu özellikler aşırı büyüme ve merkezileşme
sorunu ile pekişmektedir. 20. yüzyıl boyunca kamu
yönetiminde merkezi idare ile taşra ve mahalli
idareler arasında işbölümüne bakıldığında, ülkemizin
önemli oranda merkezileştiği görülmektedir. 1950’li
yıllardan önce mahalli idarelerin toplam kamu
harcamaları içindeki payı oldukça yüksek iken, bu oran
1950 sonrası giderek düşmüştür. 1980 sonrası
belediyelere sağlanan imkanlar ve büyükşehir
belediyeciliği sonucunda artan mahalli idare katkısı
bu bozulan dengenin onarılmasına ve uluslararası
standartlara uyumu sağlayamamıştır.
Toplam kamu harcamaları içinde göreli olarak düşük
paya sahip olmanın yanı sıra;
Merkezi idare ile mahalli idareler arasında uygun
olmayan görev dağılımı,
Yetersiz mali kaynaklar,
Örgütlenme ve personel sorunları,
Merkezi idarenin mahalli idareler üzerinde gereksiz
vesayet uygulamaları,
Şeffaflık ve katılım yetersizliği ile
Merkezi hükümete aşırı bağımlılık,
temel sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Aşırı merkezi bir yapı içinde bir yandan merkezi
birimler kendilerinden beklenen stratejik liderliği ve
politika belirleme özelliğini yitirerek gereksiz
ayrıntılara ve kırtasiyeciliğe boğulurken, diğer
yandan sağlıklı bir işbölümünden ve görev tanımından
yoksun yapılar birbirleriyle uyumsuz bir şekilde
değişmiş ve büyümüş, aynı alanda hizmet sunan
kurumların sayısı artmış, kurumsal kargaşa ve
çatışmalar yoğunlaşmıştır. Koordinasyonun zayıfladığı,
kaynak israfının arttığı ve hizmet kalitesinin düştüğü
bu ortamda, halkın beklentilerine ve ihtiyaçlarına
uygun kamu hizmeti üretimi nicelik ve nitelik olarak
gerilemiştir.
Aşırı büyüme ve merkezileşme ile paralel olarak giden
bir süreç ise mahalli idarelerin sayısında optimum
ölçeği dikkate almayan bir büyüme olmuştur.
Diğer yandan, aşırı merkezi ve rasyonaliteden uzak
kamu bütçesi temel olarak ücret ve faiz ödemeleri
ağırlıklı bir yapı kazanmıştır. Ücret ve faiz
ödemelerinin merkezi hükümet harcamaları içindeki payı
OECD ortalaması olarak % 20,7 düzeyinde kalırken, bu
oran ülkemiz için % 59,5 gibi son derece yüksek bir
seviyeye çıkmıştır. Bu rakamlar bütçenin esas
itibariyle kamu görevlilerine maaş dağıtılan ve faiz
ödemelerinin yapıldığı bir mekanizmaya
dönüştürüldüğünü belgelemektedir. Bütçe büyüklük ve
kompozisyon açısından olduğu kadar şeffaflık
bakımından da sorunludur. Örneğin 1999 yılında resmi
bütçe GSMH’nın % 36’sı iken, bu oran bütçe dışı
fonlar, döner sermayeli kuruluşlar, sosyal güvenlik
kuruluşları ve mahalli idareler dahil edildiğinde %
46’ya ulaşmaktadır. Yarı mali harcamalar da
eklendiğinde bu oran % 56’ya kadar çıkmaktadır. Bu
durum TBMM’ne sunulan bütçenin kamunun gerçek
harcamalarının oldukça altında bir büyüklüğü
kapsadığını göstermektedir.
Kamu mali yönetiminde ortaya çıkan sorunların
kaynaklarına bakıldığında bütçelerin stratejik bir
perspektife dayanmayışı önemli bir faktör olarak
ortaya çıkmaktadır. Geleceğe dönük amaç ve hedeflerin
belirlenmediği ve bütçelerin bu amaç ve hedefleri
gerçekleştirmeye yönelik bir şekilde hazırlanmadığı
gözlenmektedir.
Yönetimde yaşanan sorunların ana kaynakları arasında
mevcut kamu personel rejimi de önemli bir unsur olarak
yer almaktadır.
Liyakat sisteminin kurulamayışı ve gereği gibi
işletilemeyişi,
Performansa dayalı olmayan çalışma ve ücret sistemi,
Verimliliğe dayalı olmayan ve haksız ücret
farklılıkları,
Aşırı ve dengesiz personel yapısı,
Hizmet içi eğitime gereken önemin verilmeyişi,
Personel konusunda aşırı ve karmaşık mevzuat
düzenlemeleri,
kamu personel rejiminde yaşanan bazı temel
sorunlardır.
Yönetimin temel fonksiyonları arasında denetim önemli
bir yer tutmaktadır. Özellikle özelleştirme ve
yerinden yönetimin gündeme geldiği bir ortamda
denetimin anlamı ve önemi daha da artmaktadır.
Devletin düzenleyici ve denetleyici olarak halkın
yararını koruyacak bir işlev üstlendiği günümüz
dünyasında yönetimin kalitesi denetimin kalitesi ile
yakından ilişkili hale gelmektedir.
Ne var ki ülkemizde arzu edilen nitelikte bir denetim
sistemi oluşturulamamıştır. Mevcut denetim sistemine
bakıldığında ilk akla gelenler;
Fazla sayıda ama etkisiz denetim,
Kurallara uygunluğa ve geçmişe dönük denetim,
Hedeflerden ve performans göstergelerinden yoksun bir
denetim ve
Yetersiz kamuoyu denetimidir.
Çok sayıda, birbiriyle zaman zaman örtüşen, kurallara
göre çalışma üzerinde yoğunlaşan ve hata bulma mantığı
ağırlıklı denetim sonucunda yöneticiler iş yapamaz
hale getirildikleri gibi, israf ve yolsuzluklara da
herhangi bir çözüm üretilmemektedir. Denetimde
keyfilik ve denetim sisteminin siyasi tercihler ile
amaç dışı kullanımı da eklendiğinde denetim sistemi
son derece sorunlu bir haldedir. Aksi taktirde,
ülkemizde bu ölçüde israf ve yolsuzlukların yaşanması
ve halkın ihtiyaçlarının karşılıksız kalması gerçeği
ile karşı karşıya kalınmazdı.
Sonuçları itibariyle bakılınca, israf ve yolsuzlukları
aynı kategoride düşünmek gerekmektedir. Her iki sorun
da kamu kaynaklarının rasyonel ve amaca uygun
kullanımını engellemekte, toplumun genel yararı için
kullanılması gereken kaynakların verimsiz ve haksız
bir şekilde belli kesimler lehine kullanımını ifade
etmektedir. İsraf denince gereksiz yere kullanılan
makam aracı, lojman, hizmet binası ve dinlenme
tesisleri ilk akla gelen kalemlerdir. Performansa
dayalı, yeterli ve dengeli bir ücret sistemi kurarak
kamu görevlilerine uygun bir ödüllendirme sağlayamayan
mevcut yönetim anlayışımız ve yapımız, bu harcamaların
kaynağını teşkil etmektedir. 2003 yılı bütçesinde
ortaya konan resmi rakamlara bakıldığında sadece
konsolide bütçe kapsamı içine giren kuruluşlarda
85.000’in üzerinde taşıt, 2.645 sosyal tesis ve
224.401 lojman bulunduğu görülmektedir. Bu harcamalar
sadece yatırım maliyetleri itibariyle değil, işletme
dönemi içinde ortaya çıkan büyük giderlerle de bütçe
üzerinde olumsuz bir etkide bulunmaktadır. Ayrıca, bu
varlıkların kamu çalışanları arasında dengeli ve adil
dağılımı sağlanamamakta ve bu nedenle çalışma barışı
olumsuz etkilenmektedir.
Çeşitli sektörlerde gerçekleşen gereksiz yatırımlar da
israf olarak görülmelidir. Mevcut kamu yatırım
stokunun stratejik bir perspektifle oluşmadığı,
planlarda ortaya konan önceliklerin proje bazına
yeterince yansımadığı, fizibilitesi ortaya konmamış
çok sayıda projenin programa alındığı, bütün bunların
sonucunda ise kamu yatırım programının aşırı
genişlediği artık genel kabul gören bir durumdur.
Yetersiz kaynakların çok sayıda proje arasında
dağıtıldığı bu yapı içinde, kamu yatırımlarının
tamamlanma süreleri uzamakta, maliyetleri artmakta,
toplumun beklediği hizmetler ise gecikmektedir. Kamu
yatırım programının yeterli bir stratejik çerçeve ve
önceliklendirmeden hareketle oluşturulamayışı, faiz
baskısı altında bulunan bütçeden yatırımlara yeterli
kaynak ayrılamayışı ve yıllık tahsisat fazlaca
değişmezken kamu proje stokunun büyümesi sonucunda;
1994-2000 döneminde kamu projelerinin ortalama
tamamlanma sürelerinin yaklaşık iki katına çıktığı
gözlenmektedir. 2001-2003 döneminde programdan birçok
projenin çıkarılması ile sonuçlanan rasyonalizasyon
çabalarına karşılık, kamu yatırım projelerinin
ortalama tamamlanma süreleri henüz kabul edilebilir
bir düzeye düşmemiştir.
Kamuda rasyonel olarak çalışmayan ve kara delik
oluşturan noktalar yatırımlardan ibaret değildir.
Ayrıntılı bazda incelenmesi halinde Maliye Bakanlığı
tarafından yürütülmekte olan cari harcamalarda ve
Hazine Müsteşarlığı tarafından idare edilen
borçlanmalarda ve transfer harcamalarında da benzer
bir yapı ile karşılaşmak mümkündür. Dış borçlarımızın
ne miktarda olduğu konusunda bile çok farklı
rakamların telaffuz edildiği bir ortamda borçlanma
stratejisinin ve politikalarının sağlıklı yürütüldüğü
düşünülemez. Tasarruf genelgeleri ve harcamalara genel
geçer kesintiler uygulanan bir yapı içinde ise
sonuçlara odaklı bir bütçe ve harcama sürecinden
bahsedilemez.
İsraf ve stratejik olmayan kararlar dışında şeffaf
olmayan bir ortamda yolsuzlukların da ciddi boyutlara
ulaştığı görülmektedir. 2001 krizi sonrasında sadece
bankacılık sektöründe yaşananların maliyeti hala
zihinlerdeki tazeliğini korumaktadır. Bu olay
yolsuzlukların makro ekonomik dengeleri sarsacak
boyutlara ulaştığını göstermesi bakımından dikkatle
incelenmelidir. Ayrıca, ihale, enerji başta olmak
üzere çeşitli alanlarda yapılan uluslararası
sözleşmeler, gümrük ve vergi alanları gibi birçok
konuda yolsuzlukların önemli boyutlara ulaştığı
belirlenmektedir.
Kıt kaynaklarını gelişme ve halkın taleplerine dönük
olarak kullanma durumunda olan bir ülkede israf ve
yolsuzlukların ulaştığı bu boyut devam ettiği sürece
sürdürülebilir bir gelişme ortamının oluşturulması
mümkün olmadığı gibi, halk ile devlet arasındaki
güvenin de tam olarak sağlanması son derece güçtür.
Şeffaflığa, hesap verme sorumluluğuna, katılımcılığa
ve kamuoyu denetimine açık olmayan bir yönetim
anlayışı ve yapılanması devam ettiği sürece de bu
sorunların üstesinden kalıcı bir şekilde gelinmesi
düşünülemez.
Uzun yıllardır tartışılan, zaman zaman bürokrasi ve
siyasi otoriteler tarafından çeşitli şekillerde
gündeme getirilen yeniden yapılanma ihtiyacı, artık
ihtiyaç olmanın ötesine geçmiş ve bir gerekliliğe
dönüşmüştür. Ülkemizin küresel rekabet ortamı içinde
hak ettiği yere gelmesi ve halkımızın refah düzeyinin
yükselmesi bu değişim ile birebir ilişkilidir. Uzun
yıllardır tartışılan, hayata geçirilmemiş çeşitli
tasarılara konu olan yeniden yapılanmanın daha fazla
geciktirilmemesi gerekmektedir. Mevcut verimsiz
yapının maliyetlerinin birikimi ve geç kalmış bir
yeniden yapılanmanın daha fazla uyum sorunu doğuracağı
dikkate alındığında, siyasi kararlılık ve toplumsal
destek gösterilerek bu reformun biran önce hayata
geçirilmesi bütün kesimlerin ortak sorumluluğudur.
Ülkemiz son yıllarda belirgin hale gelen strateji
açığını, mali açığı, performans açığını ve güven
açığını kapatmak ve yaşanan olumsuz süreci tersine
çevirmek zorundadır. Bu kapsamda, özelleştirme, sivil
toplumu güçlendirme ve yerelleşme yoluyla;
Hantal merkezi birimler daha küçük ama daha etkin bir
yapıya dönüştürülecek ve performansları artırılacak,
Yüklerinden arınan merkezi yapılarda stratejik düşünme
boyutu güçlendirilecek,
Kaynak kullanımında stratejik planlar esas alınarak
verimlilik sağlanacak,
Her şeyden önemlisi, halkın yönetime olan katılımı
artırılarak, güveni tazelenecektir.
Yeniden yapılanma süreci mekanik bir şekilde sadece
yasaların ve kurumsal yapıların değiştirilmesi
anlamına gelmemektedir. En az bunlar kadar
anlayışların, düşünüş ve davranış kalıplarının
değişimini de içermektedir. Daha sistematik olarak
ifade edilecek olursa, temelde bir değişim süreci olan
yeniden yapılanma üç ana aşamada ele alınmaktadır:
Yönetim zihniyetinin değişmesi,
Stratejik tasarım,
Örgütsel tasarım.
Bu çerçevede, dış çevreye açık ve rekabetçi bir
ortamın ve bilgi toplumunun gereklerine uygun bir
şekilde bu Kanun ve bu Kanunu takip edecek tamamlayıcı
nitelikteki diğer düzenlemelerle;
Geçmiş yönelimli bir yönetimden gelecek ve amaç
yönelimli bir yönetime,
Çözüm yönelimli bir anlayıştan, teşhis yönelimli bir
anlayışa,
Kapalı ve tek taraflı bir yaklaşımdan, açık ve
katılımcı bir yaklaşıma,
Ceza yönelimli bir uygulamadan ödül yönelimli bir
uygulamaya,
geçilmesi öngörülmektedir.
Bu yeni zihniyetin gereği olarak gelecek yönelimli ve
katılımcı bir anlayış içinde “stratejik yönetim”
yaklaşımına geçilmektedir. Stratejik yönetim
kapsamında;
Ortaya konan yeni zihniyete uygun bir şekilde geleceğe
dair tasarım geliştirme,
Misyon ve vizyon belirleme,
Temel amaç, politika ve öncelikleri şekillendirme,
Ölçülebilir başarı göstergeleri oluşturma ve önceden
ilan etme,
İnsan kaynaklarını geliştirme,
unsurları vurgulanmaktadır.
Örgütsel tasarımda ise değişimin izlenmesi ve zaman
geçirilmeden uyum sağlanması küçük, etkin ve esnek
yapıların önemini artırmaktadır. Bu kapsamda, dinamik
ve bilgi temelli bir anlayışın gereği olarak;
Merkezi yönetim yerine yerinden yönetim,
Esnek ve yatay organizasyon yapıları,
Çakışmaların ve çatışmaların engellenmesi,
Gereksiz hizmetlerin tasfiyesi, hizmet satın alımı,
gibi unsurlar desteklenmektedir.
Yukarıda ortaya konan yeniden yapılanmada
aşamalandırma esas olarak “sistem” bakış açısının
ürünüdür. Değişimin parçalardan hareketle değil
sistemin bütününden başlatılması, değişime temel bir
istikamet verilmesi ve değişim sürecindeki
uyumsuzlukların en aza indirilmesi hedeflenmektedir.
Aksi taktirde kamuda yeniden yapılanmanın beklenen
yararları üretmesi ve kalıcı hale gelmesi mümkün
olamayacaktır.
Bütün bu değişim ve dönüşüm süreçleri sonucunda
hedeflenen, etkili ve katılımcı bir devlet ve kamu
yönetimini yerleştirmektir. Etkili ve katılımcı bir
kamu yönetimi halkımızın refahına olduğu kadar
ülkemizin uluslararası alanda etkinliğine ve
saygınlığına da büyük katkıda bulunacaktır.
Yeniden yapılanmada;
Daha katılımcı,
Daha saydam ve
İnsan hak ve özgürlüklerine saygılı,
bir kamu yönetimi ile kamu hizmetlerinin;
Adil,
Etkili ve verimli,
Süratli,
Kaliteli
sunumu amaçlanmaktadır.
Daha kapsamlı olarak ifade edilecek olursa, Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı;
Kamuyu yeniden yapılandıran diğer bir çok ülkede
olduğu gibi değişim sürecine rehberlik yapacak bir
çerçeve oluşturmak,
Öngörülen kapsamlı yeniden yapılanma alanlarını
bütünleştirmek,
Yeniden yapılanmaya sistemin bütünü içinde yaklaşmak
(tüm idare, merkezi ve mahalli idareler) ve böylece
değişik alanları arasında çıkabilecek uyumsuzlukları
engellemek,
amacıyla hazırlanmıştır.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile öncelikle kamu
hizmetlerinin amacı ve temel ilkeleri ortaya konmakta,
merkezi idare ve mahalli idareler reformu için gerekli
hukuki altyapı oluşturulmakta, bu kapsamda merkezi
idare ile mahalli idareler arasındaki işbölümü
netleştirilmektedir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile
yeniden yapılanma süreci bitmemekte, tam aksine
başlamış olmaktadır. Tüm bakanlıkların, bağlı ve
ilgili kuruluşların bu Kanunda ifade edilen anlayış ve
yapı çerçevesinde kendi kuruluş kanunlarını ve kamu
hizmetleri ile ilgili diğer kanunları gözden
geçirmeleri gerekecektir.
Bu Kanun Tasarısı ile;
Kamuda ilk kez bütün kamu kurumlarının uyması gereken
temel ilkeler bir bütün olarak ortaya konmakta,
Kamuda katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik,
etkililik, hizmetlerin sonucuna odaklılık, insan
haklarına saygı, bürokratik işlemlerde ve mevzuatta
sadelik, bilgi teknolojilerinden yararlanma, vb.
ilkeler uygulanabilir hale getirilmekte,
Teşkilat yapıları yatay organizasyon ve yetki devri
esası uyarınca yeni ve etkin bir çerçeveye
kavuşturulmakta,
Bakanlıklar ve kuruluşlar arasındaki görev dağılımı
netleştirilerek mükerrerliklerin önlenmesi
öngörülmekte,
Gereksiz hale gelmiş kuruluşların veya işlevlerin
tasfiyesi veya uygun birimlere devri gündeme
getirilmekte,
Merkezi idare ile mahalli idareler arasında yetki ve
görev paylaşımı netleştirilerek, merkezi idarenin
stratejik düzeyde etkinliği artırılırken, mahalli
idarelerin operasyonel düzeyde esneklikleri ve
kaynakları genişletilmekte,
Devletin asli hizmetleri dışında bakanlıkların taşra
teşkilatı ortadan kaldırılarak yerel ve yerinden
yönetim birimleri güçlendirilmekte,
Kamuda stratejik yönetim anlayışı benimsenmekte ve
kaynak tahsisi mekanizmaları ile ilişkisi kurulmakta,
Denetim sistemi performans esaslı ve iç denetim boyutu
güçlendirilmiş hale getirilmekte,
Halk denetçisi (ombudsman) mekanizması dahil olmak
üzere kamuoyu denetimi güçlendirilmektedir.
Bu kapsamda, merkezi idarenin görev ve fonksiyonları
belirlenmekte, mahalli müşterek nitelikli görev ve
hizmetler mahalli idarelere bırakılmaktadır.
Bu kapsamda;
Merkezi birimlerin strateji geliştirme, genel
koordinasyon ve yönlendirme kapasitesi artırılırken,
mahalli idarelerin inisiyatif kullanma ve operasyonel
esnekliği vurgulanmaktadır.
Değişen koşulların gerektirdiği farklılaşma ihtiyacını
giderecek esneklikler verilirken, bütünlük içinde
uyumlu çalışmanın gerektirdiği minimum genel standart
birliği de korunmaktadır.
Etkililik ve ekonomiklik ilkelerinden vazgeçmeden,
mahalli ihtiyaçların yerel düzeyde karşılanması
ilkesinden hareket edilmektedir.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile birlikte;
Büyükşehir Belediyesi,
Belediye ve
İl Özel İdaresi,
Kanunlarının yenilenmesi kapsamlı bir yeniden
yapılanmanın temelini oluşturmaktadır.
Bütün bu süreçte kamu yönetiminde bütünlük ilkesinin
korunmasına, merkezi yapılar ile mahalli idareler
arasında tamamlayıcı bir anlayış ile işbirliği ve
koordinasyona azami önem verilmektedir.
Ayrıca, idari usul, saydamlık ve vatandaşın bilgi
edinme hakkı, e-dönüşüm Türkiye projesi ve e-devlet,
bürokrasinin azaltılması ve basitleştirilmesi,
vatandaş memnuniyetinin ölçülmesi, performans
sistemine ve ödüllendirmeye geçiş, kamuda etik
kurallarının gözden geçirilmesi gibi bir çok alanda
yapılacak düzenlemelerle bu Kanunda öngörülen çağdaş
yönetim anlayışı hayata geçirilecektir.
21. yüzyılın başlarında yeniden şekillenmekte olan bir
dünyada saygın bir yer edinmemiz ve halkımızın
refahını en üst noktaya taşımamız kamuda yeniden
yapılanma sürecinin başarısı ile yakından ilgilidir.
“Yön duygusundan,” stratejik bakış açısı ile uzun
vadeli hedefler geliştirmekten ve bunları somut
programlara dönüştürerek uygulamaya yansıtmaktan
yoksun toplumlar, 21. yüzyılın yeni güç dengeleri ve
paylaşım süreçlerinde arzu edilmeyen sonuçlara maruz
kalırken; bütün bunları başaranlar, topluma ve
toplumun dinamizmine dayananlar ve güvenenler hiç
kuşkusuz yeni koşullar altında uzun zamandır biriken
sorunlarını en hızlı şekilde çözme yoluna
gireceklerdir.
21. yüzyılda, halkı özgür, saygın ve müreffeh bir
ülkeye layık, etkili ve katılımcı bir kamu yönetimi
için Kamu Yönetimi Temel Kanununda öngörülen yeni
anlayışın ve yapılanmanın çeşitli unsurlarıyla en kısa
sürede hayata geçirilmesi şarttır.
MADDE GEREKÇELERİ
Madde 1- Maddede Kanunun amacı belirtilmektedir. Bu amaç
belirlenirken, mevzuatımızda ilk kez kullanılan bir çok
kavrama da yer verilmektedir. Bu kavramlar, Kanunun
birinci kısmının birinci bölümündeki maddelerde sıklıkla
kullanılmıştır.
Modern kamu yönetimi anlayışını yansıtan yeni kavramlar,
bir yandan Türk kamu yönetimindeki çağdaş anlayışa uygun
değişimi yansıtırken, aynı zamanda yeni kamu yönetimi
anlayışının bazı temel özelliklerini de belirtmektedir.
Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte uygulamada bir
çok alanda müracaat edilecek olan aşağıdaki kavramların
bu Kanundaki anlamlarının açıklığa kavuşturulmasında
yarar bulunmaktadır.
Maddede kamu yönetiminin oluşmasında esas alınacak ilke
ve kavramlar ile kamu hizmetlerinin yerine
getirilmesinde dikkate alınacak ilke ve kavramlar ayrı
ayrı değerlendirilmiştir. Bu çerçevede kamu yönetiminin
oluşmasında esas alınacak kavramlardan;
“Katılım” kavramı, kamu hizmetleri ile ilgili kararların
hazırlanması, olgunlaştırılması, alınması ve bu
kararların uygulanması aşamalarından birine, birkaçına
veya bütününe, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak
etkileneceklerin katkıda bulunmalarını;
“Saydamlık” kavramı, kamu yönetiminde görev, yetki ve
sorumluluklar ile karar ve hizmet süreçlerinin önceden
bilinebilir ve açık olmasını; üretilen karar, belge ve
bilgilere ulaşılmasına fırsat verilmesini; faaliyet ve
denetim raporlarının yayınlanmasını;
“Hesap verebilirlik” kavramı, yetki ve kaynakların
hukuka, verimlilik ve etkililik ilkelerine uygun
kullanılmasına; belirlenmiş amaç ve hedeflere
ulaşılmasına ilişkin sorumluluğu,
ifade etmektedir.
Kamu hizmetlerinin sunulmasında esas alınacak
kavramlardan;
“Adil” kavramı, kamu hizmetlerinin onlardan yararlanan
sosyal kesimlerin ihtiyaçları ve durumları dikkate
alınarak, tarafsız ve eşit olarak sunulmasını;
“Kalite” kavramı, sunulan hizmetlerin önceden
belirlenmiş ve çağdaş standartlara; hizmetten
yararlananların ihtiyaç ve beklentilerine uygun
niteliklere sahip olmasını;
“Etkililik” kavramı, hedeflere ulaşma düzeyini ve bir
faaliyetin planlanan sonucu ile gerçekleşen fiili durum
arasındaki oranı;
“Verimlilik” kavramı, mallar, hizmetler ve diğer
sonuçlar (çıktılar) ile bunların üretiminde kullanılan
kaynaklar (girdiler) arasındaki ilişkiyi; aynı girdi ile
en çok çıktının elde edilmesi veya aynı çıktının en az
girdi ile uygun kalite dikkate alınarak sağlanmasını;
ifade etmektedir.
Madde 2- Madde ile Kanunun kapsamı belirlenmektedir.
Buna göre, bu Kanun, merkezi idare ile mahalli idareleri
ve bunların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarını
kapsamaktadır. Bu anlamda, herhangi bir şekilde kamu
kaynağı veya kamu gücünü kullanan hiç bir kurum veya
kuruluş bu Kanunun kapsamı dışında bulunmamaktadır.
Madde 3- Kanunda geçen kavramlardan bazılarının
tanımları yapılmaktadır.
Öncelikle Kanunun kapsamında yer alan “merkezi idare”
ile “mahalli idare” deyimlerinin bu Kanunda hangi kurum
ve kuruluşları ihtiva ettiğine açıklık getirilmektedir.
Başbakanlık ve bakanlıkların merkezi idare içinde
olduklarında şüphe bulunmamaktadır. Bir bakanlığın
hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek
üzere kurulan bağlı kuruluşlar da bu Kanunda “merkezi
idare” deyimi içinde yer almaktadır. Buna karşılık,
merkezi idare içinde yer aldığı tartışmasız olan
Cumhurbaşkanlığının özel anayasal konumu ve Anayasanın
107 nci maddesindeki Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliğinin kuruluşu, teşkilat ve çalışma esasları
ile personel atama işlemlerinin Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile düzenleneceği yönündeki kural sebebiyle
bu Tasarıda öngörülen hükümlere tabi kılınmaması için,
Cumhurbaşkanlığına bu Kanun bakımından merkezi idare
tanımı içinde yer verilmemektedir.
Mahalli idareler ise Anayasada da ifade edildiği
şekliyle il özel idareleri, belediyeler ve köylerden
oluşmaktadır.
Madde 4- Son zamanlarda devletin görev, yetki ve
sorumlulukları ile toplum ve özel sektörle olan
ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bağlı olarak
onun uygulama aracı olan kamu yönetiminin de görev,
yetki ve hizmet politikalarında değişiklik yapılması
kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu bağlamda, kamu yönetiminin
hizmet sunduğu çevresine karşı daha duyarlı olması,
sivil toplumun gücünden daha çok yararlanması,
bireylerin hak ve özgürlüklerini kullanmasının önündeki
engelleri kaldırması ve sivil toplumla etkileşim içinde
olması temel misyon olarak ortaya çıkmıştır. Maddede
kamu yönetiminin temel amaç ve görevi buna uygun bir
şekilde düzenlenmektedir. Kuşkusuz, madde Anayasanın 5
inci maddesinde öngörülen Devletin temel amaç ve
görevleri ile birlikte değerlendirilmelidir. Anayasanın
5 inci maddesinde “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi
ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak” şeklinde hükme bağlanan Devletin
temel amaç ve görevleri, bu madde ile kamu yönetiminin
temel amaç ve görevleri arasına alınarak işlevselliği
artırılmaktadır.
Madde 5- Bu madde ile, kamu yönetimine dahil tüm kamu
kurum ve kuruluşlarını kapsamak üzere bu kurum ve
kuruluşların, kuruluşlarında ve yerine getirecekleri her
türlü hizmet ve görevler ile kullanacakları her türlü
yetkide uyacakları temel ilkeler belirlenmektedir.
Maddede getirilen ilkeler ile Kanunun amaç ve kapsamına
uygun olarak tümüyle çağdaş kamu yönetimi anlayışı
yansıtılmakta, kamu yönetimine yeni bir vizyon
kazandırılmaya çalışılmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşları, kamu hizmetlerini yerine
getirirken, durağan bir yapıda kalmayacak, aksine kamu
yönetimi anlayışında zamanla meydana gelen değişimlere
uyum sağlamak için kendilerini sürekli yenileyecektir.
Bu kapsamda, ülkemizde ve dünyada meydana gelen
değişimler izlenecek, bunlara uygun bir şekilde kamu
yönetimi anlayışı ve kurumsal yapı değiştirilecektir.
Mesela, zaman içerisinde artık kamusal nitelik taşımayan
fonksiyonlar terkedilecek, kamu eliyle görülmesi gereken
yeni fonksiyonların ortaya çıkması halinde buna uygun
bir kurumsal yapı oluşturulacaktır.
Kamu yönetimine halkın aktif bir şekilde katılımını
sağlamak üzere gerekli mekanizmalar oluşturulacak,
katılımı önleyen her türlü engel kaldırılacaktır.
Son yıllarda kamuoyunun gündemine çok sık gelen
yolsuzluk iddiaları karşısında, halkın kamu yönetimine
olan güveninde ciddi bir aşınma meydana gelmiştir. Bunun
önüne geçebilmek ve kamuda kirlenmeyi önleyebilmek için
bütün kamu kurum ve kuruluşlarının her türlü eylem ve
işlemlerinde saydamlığın sağlanması ve bu kurum ve
kuruluşlar ile kamu gücünü kullananların hesap verebilir
hale gelmesi için her türlü tedbirin alınması
gerekmektedir. Bu kapsamda kamu yönetimine dahil
idarelerin görev ve yetkileri önceden belirlenecek,
kaynağını Anayasa ve kanunlardan almayan herhangi bir
yetki kullanılamayacaktır. Önceden belirlenip ilan
edilmeden kamu hizmetlerinin yerine getirilmesindeki
süreçlerde bir değişikliğe gidilmeyecektir.
Kamu hizmetleri, öngörülen amaç ve sonuçlar ile hizmetin
gereklerine uygun olarak yerine getirilmek zorundadır.
Hizmetlerin ihtiyaçlara uygun olması, zamanında
karşılanması ve yerel katılıma açık olması, kamu
yönetiminde önemli avantajlar ortaya çıkarmaktadır.
Yerinden yönetim ilkesi hizmetlerin yerindeliğini en iyi
değerlendiren yöntemlerinden biridir. Hizmetlerin
yerindeliğinin değerlendirilmesinde merkezi organların
subjektif yargılarda bulunması mümkündür. Bu nedenle,
hizmetin ihtiyaçlara ne kadar uygun olduğu ancak o
hizmete muhatap olan bireylerin değerlendirmesi ile
ortaya çıkabilir.
Kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinde esas alınacak
temel ilkelerden biri de beyana güvendir. Kamu kurum ve
kuruluşları kişilerin beyanını doğru kabul edecek; iş ve
işlemlerini buna göre yapacaktır. Ancak yalan beyanda
bulunmayı caydırıcı gerekli önlemler de alınacaktır.
Kamu hizmetlerinin görülmesinde amaç, kamu kurum ve
kuruluşlarının kurumsal çıkarları olmayıp, bu
hizmetlerden yararlanacak kişilerin ihtiyaçlarının
karşılanmasıdır. Bu nedenle, kamu kurum ve kuruluşları
yerine getirecekleri her türlü hizmet ve görevde
hizmetten yararlananların ihtiyaçlarına odaklanacak, bu
ihtiyaçların karşılanması için yetkilerini
kullanacaktır. Bunun için de bir hizmetin görülmesi
sürecinde girdilerden çok çıktılar esas alınacak,
hizmetin sonucunda halkın ihtiyaçlarının karşılanması
sağlanacaktır.
Yeni düzenlemeler yapılması veya yeni bir birim
oluşturulması ihtiyacı ile karşılaşıldığında, bunların
kamu yönetiminde ve halkın hayatında meydana getireceği
etkiler araştırılacaktır. İdarenin düzenleme
faaliyetinden doğacak bu etkilerin sistematik olarak
incelenmesini ve bu inceleme sonucunda ortaya çıkacak
verilerin karar alıcılara iletilmesini ihtiva eden
düzenleyici etki analizi, düzenlemenin içeriğine ve
türüne göre fayda-maliyet analizi, maliyet-etki analizi,
maliyet değerlendirmesi ve fayda değerlendirmesi gibi
yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Fayda-maliyet
analizinde, bu düzenleme ve yeni birimlerin sağlayacağı
toplam fayda ile bunların toplam maliyeti
karşılaştırılacak ve sonuçlarına göre karar
verilecektir. Zira, kaynaklar sınırlıdır ve bu sınırlı
kaynakların toplumun yaşam seviyesini iyileştirmek veya
kamu yararını en üst düzeye çıkarmak için en uygun
şekilde kullanılması gerekmektedir. Maliyet-etki analizi
ise maliyeti daha düşük düzenlemelerde farklı
seçeneklerin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Maliyet
değerlendirmesinde faydalar gözardı edilir ve maliyete
odaklanılır. Bu yöntem geniş bir rehberlik sağlamasa da
düzenleme çabalarına bazı indeksler sağlar. Fayda
değerlendirmesine ise, fayda-maliyet analizinin yetersiz
kaldığı durumlarda düzenlemenin faydalarının
değerlendirilmesi amacıyla başvurulur. Özellikle sosyal
devlet ilkesinin gerektirdiği düzenlemelerde
düzenlemenin sağlayacağı sosyal faydaya odaklanılması
amacıyla fayda değerlendirmesi yöntemi tercih
edilebilecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere, düzenleyici etki analizi, yeni düzenlemeler
yapılmasıyla ortaya çıkacak sosyal faydanın da dikkate
alınmasını gerektirdiğinden, bunun Anayasada öngörülen
sosyal devlet ilkesine aykırılığı da ileri sürülemez.
Kamu kurum ve kuruluşları herhangi bir hizmeti yerine
getirirken hem bu hizmetin sunulmasında hem de bu
hizmetten yararlanacaklar bakımından bir ayırım
yapmayacaktır. Herkes, dil, ırk, din, felsefi inanç,
mezhep, siyasi düşünce, sosyal menşe, renk, cinsiyet
gibi sebeplerle ayırım yapılmaksızın kamu hizmetlerinden
yararlandırılacaktır. Kamu yönetiminin kuruluş ve
işleyişinde esas alınacak temel ilkelerden biri olarak
maddenin (d) bendinde yer verilen bu hüküm de, esasen
Anayasanın 10 uncu maddesi ile insan haklarına ve temel
özgürlüklerine ilişkin uluslararası anlaşmaların
öngördüğü bir ilkenin vurgulanmasını amaçlamaktadır.
Anayasanın 10 uncu maddesinin gerekçesinde de
belirtildiği üzere, kanun önünde eşitlik ilkesi
demokrasinin vazgeçilmez şartlarından birini
oluşturmaktadır. Buna göre, herhangi bir niteliğe veya
ölçüye dayanılarak insanlar arasında ayırım yapılamaz ve
kanunların uygulanması açısından hiçbir fark
gözetilemez. Anayasanın 10 uncu maddesinin son
fıkrasında da Devlet organları ve idare makamlarının
bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorunda oldukları hükme bağlanmakta
ve madde gerekçesinde, Devletin organları ile idare
makamlarının, bütün işlemlerinde insanlar arasında
ayırım yapmadan Devlet faaliyetlerini yürütmek zorunda
oldukları belirtilmektedir.
Kamu hizmetleri, hizmetten yararlananlara en uygun ve en
yakın birimlerden sunularak yerel ihtiyaçlara duyarlılık
artırılacak ve kişilerin bir kamu hizmetini alabilmesi
için ek maliyetlere katlanması önlenecektir. Hizmetlerin
en yakın birimin üstündeki başka birimler tarafından
yürütülmesinde hizmetin ekonomikliği ve etkinliği gibi
faktörler dikkate alınacaktır.
Kamu kurum ve kuruluşları, toplumsal hayatı yakından
ilgilendiren temel kararların alınmasında ilgili kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve sivil
toplum örgütlerinin görüşlerinden yararlanacak ve bu
suretle hem katılımın sağlanması hem de toplumsal
ihtiyaç ve taleplere en uygun kararların alınması mümkün
olacaktır.
Kamu kurum ve kuruluşları halkın bilgi edinme hakkını
kullanmasını sağlayacak, maksadını aşacak şekilde ve
gereksiz olarak sır kavramına sığınılması yoluyla kamuya
açıklanmasında sakınca olmayan bilgilerin öğrenilmesini
engellemeyecektir. Kişiler, özellikle kendileri ile
ilgili görüş, karar ve işlemler hakkında bilgi
edinebilecekler; kurum ve kuruluşlar da bunun sağlanması
için gerekli önlemleri alacaktır.
Halkın yaşamını kolaylaştırmak amacıyla kamu
hizmetlerinin sunulmasında ve kişilerin bu hizmetlere
erişmesinde bilgi teknolojilerinden azami ölçüde
yararlanılacak, “e-dönüşüm” çerçevesinde hizmetlerin
sunumunda ve hizmetlere ulaşmada bilgi teknolojisinin
sağladığı araçlar kullanılacaktır. Bu çerçevede kamu
kurum ve kuruluşları gerekli altyapıyı
oluşturacaklardır. Bu altyapı sadece kurumun
ihtiyaçlarını karşılamak üzere değil, esas itibariyle
kurumun hizmet sunduğu kesimlerin ihtiyaç ve taleplerine
dayalı olarak geliştirilecektir.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde en az maliyetle
en çok hizmet üretilebilmesi için kurum ve kuruluşlar en
üst düzeyde işbirliği içinde olacaklar ve özellikle
insangücü ve maddi kaynaklar verimli bir şekilde
kullanılacaktır.
Kamu hizmetlerinin kişiler bakımından öngörülebilir
kılınması için, sunulacak hizmetlerin standartları ve
süreçleri kurum ve kuruluşlar bakımından önceden
belirlenecek ve ilgililer tarafından bilinmesini
sağlayıcı tedbirler alınacaktır. Yöneticiler,
hizmetlerin hizmetten yararlananların ihtiyacına
uygunluğunu sağlamaktan da sorumludur. Özellikle son
dönemlerde tüm kamu ve özel kesimde dikkate alınan
yönetimde kalite anlayışı böyle bir sorumluluğu gerekli
kılmaktadır. Bu sorumluluk halkın insanca yaşama hakkını
gözeten ve hayatını kolaylaştıran bir sonuç
doğuracaktır. Hizmetlerin bu standartlara uygun olarak
sunulup sunulmadığı yöneticiler tarafından sürekli
kontrol edilecek, standartlara aykırı iş ve işlemlerden
yöneticiler de sorumlu tutulacaktır. Doğal olarak
yöneticiler, bu sorumluluklarını yerine getirmek için
kendi kurumlarının yönetimi ve sunulan hizmetlerle
ilgili olarak halkın memnuniyetini ölçmek durumundadır.
Böylece kamu hizmetlerinde nicelik yerine nitelik öne
çıkarılacaktır.
Son dönemlerde çok yakınılan konulardan biri de kamu
kurum ve kuruluşlarının adlarına kurulan vakıf ve dernek
gibi kurumlar ve bunlara kamu kaynaklarından sağlanan
imkanlardır. Bir tür dolaylı vergi etkisi doğuracak
şekilde faaliyet gösteren bu gibi kuruluşlar, kamu
kaynaklarından sağlanan imkanlarla haksız rekabete yol
açacak şekilde rekabeti de bozmaktadır. Ayrıca, kamu
kurum ve kuruluşları, kuruluş amaçları ile bağdaşmayacak
bazı işletmeler de kurmakta ve asıl amaçlarını aşacak
boyutta faaliyetler de gerçekleştirmektedirler. Hükümle,
kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunların yetki ve görev
vermediği alanlarda personel, bina, araç, gereç ve
kaynak tahsis ederek herhangi bir işletme kurmalarının,
mal ve hizmet üretimi yapmalarının önüne geçilmektedir.
Maddede geçen kavramlardan;
“Öngörülebilirlik” kavramı, kamu yönetiminin karar,
eylem ve işlemlerinin etkilerinin kişiler tarafından
önceden bilinebilirliğini;
“Düzenleyici etki analizi” kavramı, herhangi bir kamu
hizmetinin veya programın başlatılması, yönetim
biriminin kurulması veya düzenlemenin yapılmasına
ilişkin kararların alınması ya da uygulanmasından önce
bunların toplum açısından getirisinin ve muhtemel
sonuçlarının hesaplanmasını, fayda ve maliyetinin
değerlendirilmesini;
“Yerindelik” kavramı, hizmetlerin ihtiyaca uygunluğunu;
“Beyana güven” kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının iş
ve işlemlerini kişilerin beyanını esas alarak yapmasını,
ifade etmektedir.
Madde 6– Bu maddede, merkezi idare ile mahalli idareler
arasındaki yetki ve sorumlulukların paylaşımı
düzenlenmektedir. Özellikle 1980’li yıllarda dünyada
meydana gelen gelişmeler devletin rolünde de önemli
değişikler meydana getirmiştir. Devlet, doğrudan hizmet
üretmekten ziyade hizmetin üretilmesini kolaylaştırıcı
önlemleri alan ve düzenlemeleri yapan konuma çekilmiş;
devlet eliyle yürütülen bazı hizmetler ise mahalli
idareler, sivil toplum örgütleri ve özel sektör
tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır. Merkezi
idare ise ulusal ölçekli olanlar hariç doğrudan kamu
hizmetini yerine getirmek yerine genel ilke, politika,
amaç ve hedefleri belirleme, koordinasyonu sağlama ve
denetleme görevini üstlenmektedir. Küreselleşme süreci
ile birlikte merkezi idare kurumlarının uluslararası
ilişkiler sistemindeki artan rolünü güçlendirebilmek
için günlük uygulamaların ve işlemlerin dışına
çıkarılması gerekmektedir. Böylece, merkezi idare daha
etkili hale gelecek; daha güçlü bir şekilde plan ve daha
yeterli denetim yapabilecektir.
Diğer taraftan, merkezi idare, idarenin bütünlüğü
ilkesini gerçekleştirmek amacıyla, yerinden yönetim
kuruluşlarının işlem ve eylemleri üzerinde sahip olduğu
vesayet yetkisini kullanabilecektir. Anayasanın 127 nci
maddesinin beşinci fıkrasında “mahalli hizmetlerin
idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi,
kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının
korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amacıyla” mahalli idareler için öngörülen
idari vesayet yetkisinin, merkezi idareye daha bağımlı
olan hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları
üzerinde de geçerli olduğu konusunda tartışma
bulunmamaktadır.
Bu çerçevede, madde ile merkezi idarenin kamu
hizmetlerinin görülmesi konusundaki genel yetki ve
sorumlulukları belirlenmektedir. Buna göre 3 üncü
maddede tanımlanan merkezi idare kapsamına giren kurum
ve kuruluşlar;
a) Kamu hizmetlerinin ulusal düzeyde genel ilke ve
politikalarını, amaç ve hedeflerini ve standartlarını
belirleyecek,
b) Kamu hizmetlerinin hukuka, belirlenmiş politika ve
standartlara, performans hedeflerine uygun olup
olmadığını izleyecek, değerlendirecek ve denetleyecek,
c) Kamu hizmetlerinin, bu Kanunda belirlenen temel
ilkelere uyumlu olarak etkin ve verimli bir şekilde
yerine getirilmesini sağlamak için merkezi idareye dahil
kurum ve kuruluşlar ile mahalli idareler arasında
koordinasyonu sağlayacak,
d) Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum
örgütleri arasında iletişim ve işbirliğini sağlamaya
yönelik mekanizmaları oluşturacak ve bunların hizmet ve
işlev kapasitelerini geliştirecek,
e) Kamu hizmetlerini merkez ve gerektiğinde taşra ve
yurtdışı teşkilatı kurarak doğrudan yerine getirecek,
f) Mahalli idareler ve hizmet yönünden yerinden yönetim
kuruluşları üzerinde kanunlarla öngörülen idari vesayet
yetkisini kullanacaktır.
Madde 7- Madde, 8 inci madde ile birlikte bu Kanunun en
hayati hükümlerini oluşturmaktadır. Çünkü ilk defa
merkezi idare ile mahalli idareler arasındaki görev,
yetki ve sorumluluk dağılımı yeni kamu yönetimi
anlayışına uygun olarak farklı bir yaklaşımla ele
alınmıştır. Bu görev dağılımı yapılırken kamu
yönetiminin bütünlüğü ilkesi dikkate alınmış, merkezi
idare ile mahalli idareler birbirlerini ikame edecek
kurumlar olarak değil, devletin yürütmeye ilişkin ve
birbirini tamamlayan unsurları olarak
değerlendirilmiştir.
Merkezi idare 6 ncı maddede sayılan yetki ve
sorumlulukları çerçevesinde, bazı görev ve hizmetleri
doğrudan kendisi yerine getirecektir. Bu hizmetler
niteliği gereği doğrudan merkezi idare tarafından yerine
getirilmesi gereken hizmetler olup, mahalli idarelere
devredilemeyecek niteliktedir. Diğer taraftan, ülkemizin
de onaylamış olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik
Şartının bir gereği olarak, bunlar tadadi bir şekilde
sayılıp, bunlar dışında kalanların mahalli idareler
tarafından yerine getirilmesi öngörülmektedir. Bu
kapsamda maddede doğrudan merkezi idarenin yerine
getirmesi gereken görev ve hizmetler sayılmıştır.
Madde 8- Madde ile mahalli idarelerin görev, yetki ve
sorumlulukları düzenlenmektedir. Ancak, bu düzenleme
yapılırken Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartından da
hareketle 7 nci maddede merkezi idare tarafından
görülecek görev ve hizmetler dışında kalan mahalli
müşterek nitelikteki tüm kamu hizmetlerinin mahalli
idareler tarafından yerine getirilmesi esası
benimsenmiştir. Buna göre, mahalli müşterek ihtiyaçlara
ilişkin her türlü görev ve hizmetler mahalli idareler
tarafından yerine getirilecektir. Ancak, mahalli
idareler, görev, yetki ve sorumluluk alanına giren
hizmetleri Anayasada ifadesini bulan idarenin bütünlüğü
ilkesine, kanunlara; ayrıca, kalkınma planının ilke ve
hedeflerine, kendi stratejilerine, amaç ve hedeflerine,
performans ölçütlerine ve standartlara uygun olarak
göreceklerdir.
Bununla birlikte, mahalli idarelerin kanunlarla verilen
temel görev ve hizmetleri yerine getirmesinde ciddi
aksamaların meydana gelmesi ve yapılan inceleme ve
araştırma sonucunda bu durumun halkın sağlık, huzur ve
esenliğini önemli ölçüde olumsuz etkilediğinin somut
olarak belirlenmesi halinde, ilgili merkezi idare
kuruluşunun talebi üzerine İçişleri Bakanlığının bu
aksaklıkların giderilmesi için aksamanın boyutu ile
ölçülü ve geçici nitelikte olmak şartıyla kanunlarda
öngörülen tedbirleri alması öngörülmektedir. Bakanlık,
makul bir süre içinde söz konusu aksaklığın telafisi
için ilgili idareyi uyarır ve aksaklığın giderilmesi
için fırsat tanır. Bu tedbirlerin alınmasında, bütçe
imkanları elverdiği halde ödenek ve personel tahsis
edilmemesi, gerekli yatırımların yapılmaması gibi
objektif kriterler esas alınır ve tedbirler aksayan kamu
hizmeti ile sınırlı tutulur.
Madde 9- Maddede merkezi idare ile mahalli idareler
arasındaki ilişkiler düzenlenmektedir.
7 nci maddenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, kamu
yönetimi bir bütün olup, kamu hizmetlerini gören kurum
ve kuruluşların birbirlerinin alternatifi veya biri
diğerinin yerine ikame edilen kuruluşlar olarak
düşünülmesi söz konusu olamaz. Merkezi idarenin yanında
mahalli idareler de kamu hizmetlerinin görülmesi
konusunda bu kapsamdadırlar. Mahalli idareler, merkezi
idarenin alternatifi veya onun yerine ikame edilecek
kurumlar olarak düşünülemez. Ancak, bu hizmetlerin
yerine getirilmesinde ölçekten ve görülecek hizmetin
niteliğinden kaynaklanan bir görev bölüşümü ve dağılımı
söz konusudur. Bu bölüşüm yapılırken merkezi idare ile
mahalli idareler arasındaki ilişkilerin sınırları ve
esasları da belirlenmelidir. Madde ile bu ilişkilerin
sınırları belirlenmektedir.
Merkezi idare tarafından yerine getirilmesi gereken
hizmetlerden illerde yapılması gerekenler özel
kanunlarda öngörülen istisnalar dışında valilikler ve
kaymakamlıklar eliyle gerçekleştirilecektir. Bu durum,
daha çok taşra teşkilatı kurabilen bakanlıklar
bakımından söz konusu olmakla birlikte, taşra teşkilatı
kuramayan bakanlıklar tarafından da zamanla illerde
hizmet görülmesi gerektiğinde prensip olarak bu
hizmetler valilikler ve kaymakamlıklar eliyle
gördürülecektir.
Mahalli idarelerin görev, yetki ve sorumluluk alanına
giren konularda merkezi idare birimleri yerel düzeyde
teşkilat kuramayacaklar, bu konularda doğrudan ihale ve
harcama yapamayacaklardır. Böylece, merkezi idarenin
mahalli idare alanına giren görev ve hizmetlerin yerine
getirilmesine müdahalesi önlenmiş olacaktır.
Madde ile ayrıca, merkezi idarenin görev alanına giren
bazı yatırımların ilgili bakanlığın uygun görmesi ve
ilgili mahalli idarenin de kabul etmesi halinde mahalli
idareler tarafından gerçekleştirilebilmesi
öngörülmektedir. Ancak, bu durumda yatırımlara ilişkin
gerekli ödenekler ilgili mahalli idare bütçesine
aktarılacak ve mahalli idareler bu ödenekleri aktarılış
amaçları dışında kullanamayacaklardır.
Merkezi idare kuruluşları, özel öncelik verdikleri bir
alandaki herhangi bir projenin hayata geçirilmesi için
ilgili mahalli idarenin de kabul etmesi halinde
işbirliği içinde söz konusu projeyi
gerçekleştirebileceklerdir. Ancak, bu durumda merkezi
idarenin bu projeye ilişkin gerekli kaynakları da ilgili
mahalli idareye aktarması gerekmektedir.
Merkezi idare birimlerinin kendi görev ve yetki alanında
bulunan bazı hizmetleri mahalli idarelere yaptırması
mümkün olduğu gibi, benzer şekilde mahalli idarelere ait
bazı yatırım ve hizmetlerin merkezi idare birimlerine
yaptırılması da mümkündür. İlgili mahalli idare birimi,
yetkili organının kararıyla ve bedelini ödemek şartıyla
bazı yatırımlarını diğer mahalli idare birimlerine veya
merkezi idare birimlerine yaptırabilir. Aynı şekilde,
mahalli idareler diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla
işbirliği içinde ortak yatırımlar da
gerçekleştirebilirler.
Merkezi idare ile mahalli idareler arasındaki ilişkiler
düzenlenirken, merkezi idarenin mevzuattan kaynaklanan
ikincil düzenlemeler yapma yetkisini kullanması
sırasında mahalli idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı,
kullanılmasını önleyici veya merkezi idareye görev ve
yetki aktarmayı sağlayacak hükümler konulmasına yönelik
yasaklama da getirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede
merkezi idare birimleri, mahalli idarelerin görev, yetki
ve sorumluluk alanlarına giren konularda çıkaracakları
tüzük, yönetmelik ve benzeri düzenlemelerde, mahalli
idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, yerel hizmetleri
zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler
koyamayacaktır.
Madde 10- Mahalli idarelere yetki devredilmesinin ve bu
çerçevede mahalli müşterek hizmetlerin tamamının mahalli
idarelerce yerine getirilmesinin ön şartlarından biri de
mahalli idarelere yeterli miktarda kaynak sağlanmasıdır.
Bu amaçla, maddede, mahalli idarelere yetki, görev ve
sorumluluklarıyla orantılı gelir kaynakları sağlanması
öngörülmektedir. Buna paralel olarak, mahalli idarelere
sağlanacak mali kaynakların dağılımının objektif
kriterlere göre gerçekleştirilmesini sağlayacak
mekanizmalar kurulacaktır.
Madde 11- Yeni kamu yönetimi anlayışı doğrultusunda,
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına da uygun
olarak, kamu hizmetlerinin en yakın yerde, en uygun
yöntemle ve yönetim birimi tarafından yürütülmesi
öngörülmektedir. Kamu hizmetlerinin daha etkili, verimli
ve süratli şekilde görülmesi için, merkezi idare veya
mahalli idarelere ait hizmetlerden kanunlarda
öngörülenlerin gerektiğinde üniversitelere, kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarına, hizmet birliklerine,
özel sektöre ve alanında uzmanlaşmış sivil toplum
örgütlerine gördürülebilmesine imkan tanınmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, çevre, kültür, sanat,
sosyal hizmetler gibi alanlar başta olmak üzere, uygun
hizmet alanlarında, sivil toplumun katkısını ve
katılımını sağlamak amacıyla, hizmetin gereklerine bağlı
olarak, maddede belirtilen kurum ve kuruluşlara
hizmetlerin gördürülmesi konusunda ek bir kapasite
oluşturulması amaçlanmaktadır. Hizmetin bu kuruluşlara
gördürülmesi, idarenin görev ve sorumluluğunun bu kurum
ve kuruluşlara devri anlamına gelmemektedir. İdare,
hizmet standart ve usullerini belirler ve hizmetin
yürütülmesini denetler. Bu düzenleme ile hizmetin
yönetimi ve denetimi ilgili kamu idaresinin
sorumluluğundan çıkarılmamakta ve kamu hizmetinin
kapsamı daraltılmamakta; hizmetin belirtilen kurum ve
kuruluşlara gördürülmesi suretiyle, kamu hizmetlerinin
yürütülüş biçimi çeşitlendirilerek
zenginleştirilmektedir.
Madde 12- Madde ile, bakanlıklar ile bağlı ve ilgili
kuruluşların teşkilatlanmasının ilke ve esasları
belirlenmektedir.
Bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşlar
teşkilatlanırken ve görev ve yetkileri belirlenirken
idarenin bütünlüğü ilkesi esas alınacak ve bu bütünlüğü
bozacak şekilde teşkilatlanma ile görev ve yetki
belirlemesi yapılmayacaktır.
Teşkilatlanmada kamu hizmetlerinin etkili ve verimli bir
şekilde yerine getirilmesine uygun bir yapı
kurulacaktır. Bu amacı sağlamaya yönelik bir yapı
oluşturabilmek için kurum ve kuruluşların görev, yetki
ve sorumlulukları mutlaka tanımlanacaktır. Özellikle
benzer hizmet ve görevler birden fazla kuruluşa
verilmeyecektir. Böylece, kişiler bir iş için birden
fazla kurum veya kuruluşa gitmeden yetkili olan tek
kuruluştan iş ve işlemlerini tamamlayabilecek ve
kurumlar arasındaki yetki çatışmaları da önlenecektir.
Bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşlar belirlemiş
oldukları stratejik planlarına, yıllık amaç ve
hedeflerine ulaşabilmek için teşkilat yapılarını ve
sundukları hizmetlerin kalite standartlarını sürekli
geliştirecekler, kamu hizmetlerinin yararlananlara daha
kısa sürede ulaşması için süreçleri hızlandırıcı
tedbirleri alacaklardır.
Bu maddede geçen kavramlardan;
“Sürekli geliştirme” kavramı, kamu kurum ve
kuruluşlarında yapı, kaynak, süreç ve sonuçların, bir
bütün olarak yönetimin sürekli ve sistematik olarak
izlenmesini ve iyileştirilmesini;
“Strateji” kavramı, belirli amaçları gerçekleştirmek
için gerekli kararlar ve faaliyetler bütününü;
“Stratejik plan” kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının
uzun ve orta vadeli amaçları, temel ilke ve
politikaları, hedef ve öncelikleri, ölçülebilir
performans göstergeleri ile bunlara ulaşmak için
izlenecek yol ve yöntemler ile kaynak dağılımlarını
içeren dokümanları;
“Stratejik yönetim” kavramı, stratejik planların
hazırlanması, uygulanması ve sonuçların
değerlendirilmesini ve denetimini;
“Amaç” kavramı, kurumdan beklenen ve kurumun nihai
olarak gerçekleştirmek istediği ulaşılması beklenen arzu
edilen sonuçları;
“Hedef” kavramı, belirli bir dönem içerisinde ulaşılması
gereken ve ölçülebilir sonuçları,
ifade etmektedir.
Madde 13– Maddede Bakanlar Kurulunun oluşumu, Başbakanın
statüsü ve Başbakan Yardımcılarının görevlendirilmesi
ile Devlet Bakanlarının atanması ile ilgili hususlar
düzenlenmektedir.
Anayasa gereği Bakanlar Kurulu Başbakan ve bakanlardan
oluşmaktadır. Bakanlar Anayasada belirlenen esas ve
usullere göre Başbakan tarafından seçilecek ve
Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır. Yine Anayasadaki
esas ve usullere göre belirlenen Başbakan hem Bakanlar
Kurulunun başkanı, hem de Başbakanlık teşkilatının en
üst amiridir.
Madde ile getirilen yeniliklerden biri de Başbakana
yardımcı olmak ve Başbakan tarafından verilecek
görevleri yerine getirmek amacıyla görev yapmakta olan
devlet bakanlıklarının sayısının yirmiden sekize
indirilmesidir. Böylece, kamu yönetiminin küçültülmesi,
daha etkin bir yönetim kurulması ihtiyacı ile kamuoyunun
bu doğrultudaki beklentilerinin karşılanması da
amaçlanmıştır.
Başbakanın iş yükünü hafifletmek amacıyla Başbakanlığa
bağlı ve ilgili kurumlar Devlet Bakanlarına da
bağlanabilir ve ilgilendirilebilir. Ayrıca, birden çok
bakanlığın görev alanına giren konularda Başbakana
yardımcı olmak ve bakanlıklar arasında koordinasyonu
sağlamak üzere en çok üç bakanın Başbakan Yardımcısı
olarak görevlendirilebilmesi öngörülmektedir. Başbakan
Yardımcıları Devlet Bakanları arasından
görevlendirilebileceği gibi, hizmet bakanları arasından
da görevlendirilebilecektir.
Maddede, Başbakan Yardımcıları ile Devlet Bakanlarının
danışma ve büro hizmetlerini yürütecek personele ait
kadroların Başbakanlık kadro cetvelinde gösterilmesi
hükme bağlanmaktadır. Devlet Bakanlarının bir bakanlık
teşkilatının bulunmaması sebebiyle böyle bir
düzenlemenin yapılmasında, kanunla öngörülen görevlerin
yerine getirilmesi bakımından fayda görülmektedir.
Madde 14- Bakanlar sadece siyasi sorumluluk taşıyan
kişiler değil, aynı zamanda bir bakanlığın da en üst
düzeydeki yöneticisi ve sorumlusudur. Bu bakımdan
maddede buna vurgu yapılmış ve bakanların bakanlıkların
en üst amiri olduğu ve bakanlığın icraatından ve
bakanlık görevlilerinin yaptığı faaliyet ve
işlemlerinden sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu yetki
ve sorumluluk doğal olarak bakanlığın bağlı ve ilgili
kuruluşlarını da kapsamaktadır.
Madde ile ayrıca bakanların görev, yetki ve
sorumlulukları düzenlenmektedir. Yeni kamu yönetimi
anlayışında merkezi idarenin uygulamaya yönelik
yetkilerinin önemli bir kısmı mahalli idarelere
devredilirken, planlama, koordinasyon ve denetleme
fonksiyonları artırılmakta ve güçlendirilmektedir. Bunun
yanında, yeni yönetim anlayışının temelini oluşturan
stratejik yönetim, üst düzey yöneticilerin görev ve
yetki tanımında değişiklikleri de gerektirmektedir. Bu
nedenle bakanların görev ve yetkileri tanımlanırken bu
hususlar da gözönünde bulundurulmuştur.
Maddede ayrıca, bakanların, bakanlığı ile bağlı ve
ilgili kuruluşlarını Anayasaya, kanunlara, hükümet
programına ve Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen
politika ve stratejilere uygun olarak yöneteceği ve
denetleyeceği hükme bağlanmaktadır.
Bakanlığının, bağlı ve ilgili kuruluşlarının görev
alanına giren hususlarda politika ve stratejiler
geliştirmek, bunlara uygun yıllık amaç ve hedefler
oluşturmak, performans ölçütlerini belirlemek, bakanlık
bütçesini hazırlamak ve gerekli yasal ve idari
düzenlemeleri yapmak veya yaptırmak da bakanın görev ve
yetki alanına girmektedir. Ayrıca, belirlenen
stratejiler, amaçlar ve performans ölçütleri
çerçevesinde uygulamanın koordinasyonu, izlenmesi ve
değerlendirilmesi de bakanların görevlerindendir.
Bakanların koordinasyon görevi sadece bakanlık içi ve
bağlı kuruluşları arasında değil, bakanlığın görev
alanına giren konularda diğer bakanlıklar ile tüm kamu
kurum ve kuruluşlarını, hatta sivil toplum kuruluşlarını
da kapsamaktadır.
Madde 15- Bir bakanlıkta bakandan sonraki en yüksek
hiyerarşik amir müsteşardır. Müsteşar, bakanın en yakın
yardımcısı ve danışmanı olarak bakanlık hizmetlerini
bakan adına, onun emir ve direktifleri doğrultusunda
mevzuat hükümlerine, bakanlığın amaç ve politikalarına,
stratejik planına uygun olarak düzenlemekten ve
yürütmekten sorumlu kişidir. Müsteşar, bu görevini
yerine getirmek için bakanlık kuruluşlarına gerekli
emirleri vermek ve bunların uygulanmasını sağlamakla
yükümlüdür. Maddede, müsteşarın bu hizmetlerin
yürütülmesinden bakana karşı sorumlu olduğu da hükme
bağlanmaktadır.
Madde 16– Bakanlıklar, yeni kamu yönetimi anlayışına
uygun olarak ikili bir ayırım içinde
değerlendirilmiştir.
Merkezi idare, kamu hizmetlerinin büyük bir çoğunluğunu
hem merkezi hem de mahalli düzeyde doğrudan kendisi
yerine getirmekte ve mahalli düzeydeki hizmetleri
illerde ve ilçelerde kurulan taşra teşkilatı eliyle
yürütmektedir.
Genel gerekçede de açıklandığı üzere, merkezi idarenin
zaman içerisinde bir çok görev ve yetkiyi üstlenmek
suretiyle aşırı bir şekilde büyüdüğü ve buna bağlı
olarak hantallaşıp etkililiğinin azaldığı bilinmektedir.
Yapılan bu ayrım ile bir yandan mahalli idarelerin
uygulama kapasiteleri artırılırken, diğer yandan
ayrıntılardan kurtulmuş ve günlük uygulamalardan
soyutlanmış merkezi idarenin, asli işlevlerine dönerek
strateji geliştirme ve denetleme alanında yoğunlaşması
amaçlanmıştır.
Maddenin uygulanmasıyla, yerinden yönetim, katılım,
hizmetin vatandaşa en yakın birim tarafından yerine
getirilmesi, kamuoyu denetimi gibi ilkelerin hayata
geçirilmesi; maliyetlerin düşürülmesi, kamu
hizmetlerinde etkililik ve verimliliğin sağlanması
mümkün olacaktır.
Merkezi idarenin taşra teşkilatı eliyle yerine getirdiği
bazı hizmetlerin mahalli idarelere devredilmesiyle
birlikte, artık bazı bakanlıkların taşra teşkilatına
gerek kalmamaktadır. Bu nedenle, bakanlıklar yeni
anlayışa uygun olarak taşra teşkilatı olan ve olmayan
bakanlıklar olarak ikiye ayrılmaktadır.
Kanunun ekinde (I) sayılı cetvelde tüm bakanlıkların
sayıldığı listeye yer verilmiş; bu bakanlıklardan
taşrada teşkilat kuramayacak olanlar ise (II) sayılı
cetvelde belirlenmiştir. Böylece (II) sayılı cetvelde
yer alan bakanlıklar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden
sonra taşra teşkilatı kuramayacaklar ve taşrada mahalli
düzeyde doğrudan hizmet yerine getiremeyeceklerdir. (I)
sayılı cetvelde yer alan bakanlıklardan ise Adalet
Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı,
Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı taşra teşkilatı kurarak, bu
teşkilatı eliyle bazı hizmetleri yerine
getirebileceklerdir.
Madde 17- Maddede bakanlıkların merkez teşkilatının
kurulmasında uyulması gereken esas ve usuller
belirlenmektedir.
Bakanlıkların anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet
birimlerinin kurulması, kaldırılması, görev, yetki ve
sorumlulukları kanunla düzenlenecektir. Kanunla
düzenleme zorunluluğu bir yandan Anayasanın bir gereği
iken, diğer taraftan kanun dışındaki düzenlemeler idari
tasarruflar olduğundan, merkezi idarenin üst düzey
birimlerinin bu gibi tasarruflarla mahalli idarelere
veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına verilen yetki,
görev ve sorumlulukları kendilerinde toplamasının da
önüne geçilmiş olmaktadır.
Bir bakanlığın anahizmet birimlerinden önemli görülen
bazı alanlarda bağlı kuruluş statüsünde kurumlar
oluşturulmasına imkan verildiğinden, kaynak kullanımında
ve hizmetlerin yerine getirilmesinde etkinlik ve
verimliliğin sağlanabilmesi ve yetki karmaşasının
önlenebilmesi için bağlı ve ilgili kuruluşlar eliyle
yürütülen hizmetler nedeniyle ayrıca bakanlık merkez
teşkilatında birimler oluşturulması engellenmektedir.
Kamu yönetiminde, hizmetlerin daha hızlı görülmesinde
olumlu katkıları olan yatay örgütlenme yerine,
hantallığa ve iş ve işlemlerin süreçlerinin uzamasına
yol açan dikey örgütlenmeler yaygınlık kazanmıştır. Bu
durum, kamu yönetiminde verimliliğin önündeki en önemli
engellerden biri olan hiyerarşik kademelerin çoğalmasına
yol açmaktadır. Bu nedenle, 28 inci maddede hem
hiyerarşik kademeler azaltılmış, hem de yeni
hiyerarşiler oluşmasının engellenmesi için bu maddede
tadadi bir şekilde sayılan kademeler dışında yeni
kademeler oluşturulması yasaklanmıştır. Bununla
birlikte, kurum ve kuruluşların tepe noktasında bulunan
yöneticilerin aynı zamanda kurumu temsil etmeleri
nedeniyle, bunların idari görevleri yanısıra protokole
ilişkin görevleri de bulunmakta, bazı durumlarda bu
görevler yöneticilerin zamanlarının önemli bir bölümünü
işgal etmektedir. Ayrıca, bu yöneticilerin izin, görev
gibi nedenlerle görevlerinin başında bulunmadığı
durumlarda, yerlerine vekil bırakılması gerekmektedir.
Vekaletin kurumdaki herhangi bir birimin başında bulunan
yöneticilere bırakılması halinde bütüncül bakış
kaçırılabilmektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı sadece
en üst amir durumundaki kişiler bakımından yardımcılık
müessesesinin devamında yarar bulunmaktadır. Bu
kapsamda, birim ve personel sayısı dikkate alınarak
bakanlıklardan sadece merkez teşkilatı bulunanlar ile
müsteşarlık şeklinde kurulan bağlı kuruluşlarda en çok
üç; diğer bakanlıklarda en çok beş müsteşar
yardımcılığı; başkanlık ve genel müdürlük şeklinde
kurulan bağlı ve ilgili kuruluşlarda en çok üç başkan
yardımcılığı ve genel müdür yardımcılığı kadrosu ihdas
edilebilmesine imkan tanınmaktadır.
Madde 18- Maddede bakanlık merkez teşkilatının yapısı
düzenlenmektedir. Bir kuruluşun teşkilat yapısı
oluşturulurken bütüncül bir yaklaşıma uygun olarak
kuruluşun varlık nedenini gerçekleştirmek için bulunması
zorunlu birimler ile bu birimlerin çalışmasını
kolaylaştıran birimler birlikte düşünülmelidir. Bu
nedenle, bakanlık merkez teşkilatında anahizmet
birimleri, danışma birimleri ve yardımcı hizmet
birimleri şeklinde bir yapılanma öngörülmüştür. Buna
göre; bakanlığın sorumlu olduğu hizmetlerin
yürütülmesini sağlamak üzere anahizmet birimleri, bakana
ve anahizmet birimleri ile bağlı ve ilgili kuruluşlara
teknik, planlama, araştırma-geliştirme, hukuki ve mali
konularda yardımcı olmak üzere danışma birimleri,
bakanlığın insan kaynakları ve destek hizmetlerini
yerine getirmek üzere yardımcı hizmet birimlerinin
kurulması öngörülmektedir.
Bazı bakanlıklarda, temel görev ve hizmetlerinin gereği
olarak, kurum dışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve
kuruluşlara yönelik olmak üzere denetim görevinin
sürdürülmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca,
mahalli idarelere yönelik olarak Anayasa ve kanunlarda
öngörülen müdahale, onay, izin gibi hususlarda görev
yapmak üzere bir birime ihtiyaç bulunmaktadır. Bu
birimler tarafından gerçekleştirilecek denetimlerde
rehberlik boyutu önem taşımaktadır. Bu nedenlerle söz
konusu ihtiyaçların karşılanması amacıyla maddede
sayılan bakanlıklarda, anahizmet birimi şeklinde
rehberlik ve denetim birimleri oluşturulabilmesi
öngörülmektedir. Diğer taraftan, yargı hizmetlerinin
niteliği ve Anayasal zorunluluk nedeniyle hakim ve
savcıların denetimi için öngörülen hükümler saklı
tutulmaktadır.
Madde 19- Maddede bakanlığın anahizmet birimlerinin
kuruluş nedeni belirlenmektedir. Buna göre, bir
bakanlığın sorumlu olduğu temel hizmet ve görevler
anahizmet birimleri tarafından yerine getirilecektir.
Anahizmet birimleri dışındaki bakanlık hizmet birimleri
bu nitelikteki görevleri yerine getiremeyeceklerdir.
Madde 20- Bakanlık merkez teşkilatında kurulacak hizmet
birimlerinden bir bölümü de danışma birimleridir. Bu
birimler, bakanlığın sorumlu olduğu temel hizmetlerin
yerine getirilmesinde bakana ve anahizmet birimleri ile
bağlı ve ilgili kuruluşlara yardımcı olmak, bu
hizmetlerle ilgili politika, standart ve hedeflerin
belirlenmesi, planlanması, koordinasyonu ve denetiminin
sağlanması görevlerini yapmak üzere kurulacak Strateji
Geliştirme Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Basın ve
Halkla İlişkiler Müşavirliğidir.
Bu birimler dışında, gerekli görülmesi halinde 33 üncü
maddede belirlenen esaslar çerçevesinde bakanlık
müşavirliği kadrosu da ihdas edilebilecektir.
Bakanlığa bağlı kuruluşların merkez teşkilatında ise
ihtiyaç duyulması halinde Strateji Geliştirme Daire
Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ile Basın ve Halkla
İlişkiler Müşavirliği kurulabilecektir.
Madde 21– Bakanlık merkez teşkilatında anahizmetlerin ve
diğer hizmet birimlerinin iş ve işlemlerinin
yapılabilmesine yardımcı olmak ve bakanlıkta
çalışanların özlük hakları, eğitimleri, idari ve mali
işleri gibi görevleri yürütmek üzere yardımcı hizmet
birimleri kurulması öngörülmüştür. Bu birimler bakanlık
makamının çalışma programını düzenlemek üzere Özel Kalem
Müdürlüğü, insan kaynaklarının yönetimini yürütmek üzere
İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı (taşra teşkilatı
kurabilen bakanlıklar bakımından Genel Müdürlük) ve
bakanlığın idari ve mali işleri ile güvenlik işlerini
yürütmek üzere Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı
şeklinde belirlenmiştir.
Bağlı kuruluşların merkez teşkilatında ise Özel Kalem
Müdürlüğü hariç diğer iki yardımcı hizmet biriminin
kurulmasına imkan tanınmıştır.
Madde 22- Merkezi idare tarafından yerine getirilen
hizmetlerin çoğunun mahalli idarelere devredilmesinin
öngörülmesi sebebiyle, taşra teşkilatı mahalli idarelere
devredilen bakanlıkların taşrada teşkilatlanarak
doğrudan hizmet yerine getirmelerine gerek
kalmamaktadır. Ancak, bazı bakanlıkların görev ve
hizmetleri ulusal düzeyde örgütlenmeyi de
gerektirdiğinden bunların taşra teşkilatı kurmaları da
gerekmektedir. Ayrıca, bağlı kuruluşların da taşra
teşkilatı kurabilecekleri dikkate alındığında,
teşkilatlanma usul ve esaslarının yeni kamu yönetimi
anlayışına uygun bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Maddede taşra teşkilatı kurabilecek bakanlıklar
bakımından kuruluşa ilişkin esaslar belirlenmektedir.
Taşra teşkilatı kurabilecek bakanlıklar bunları il
valisine bağlı il müdürlüğü ve ihtiyaç duyulan ilçelerde
kaymakama bağlı ilçe müdürlüğü şeklinde kurmak
zorundadırlar.
Taşra teşkilatında tek bir model öngörülmemiş, nüfus
durumu, sosyal ve ekonomik şartlar ile görev ve hizmetin
niteliğine göre farklı tip ve statüde taşra teşkilatı
kurulması mümkün hale getirilmiştir. Bu anlamda, mesela
bazı illerde sadece il düzeyinde bir müdürlük
kurulurken, bazı illerde il müdürlüğü yanında ilçe
müdürlükleri de kurulabilir. Yine, mesela bazı illerde
il müdürlüğü şeklinde bir örgütlenme yapılabilirken,
bazı illerde ise sadece bölge müdürlüğüne bağlı şube
müdürlüğü düzeyinde örgütlenme gerçekleştirilebilir.
Prensip olarak, bakanlık veya bakanlıklara bağlı
kuruluşların bir il veya ilçede ayrı ayrı taşra
teşkilatı kurmaları yerine, kurulacak tek bir taşra
teşkilatı çatısı altında birleşmeleri esası
benimsenmiştir.
Kamu hizmetlerinin zorunlu kıldığı hallerde, birden çok
ili kapsayan alanlarda, sürekli veya geçici nitelikte
olmak üzere kanunla taşra teşkilatı kurulabilmesi de
öngörülmektedir. Ancak, bölge düzeyinde teşkilatlanan
bakanlıkların illerde, illerde teşkilatlanan
bakanlıkların ise bölge düzeyinde teşkilatlanmaları
engellenmektedir. Bölge kuruluşları dışındaki taşra
teşkilatı, ihtiyaç durumuna göre Bakanlar Kurulu kararı
ile kurulacak, kaldırılacak veya değiştirilecektir.
Madde 23– Bakanlık ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının
yurt dışında çok sayıda teşkilat kurdukları ve bunların
rasyonel esasa dayanmadığı konularında çeşitli
eleştiriler yapılmaktadır. 1997 yılında Türkiye Büyük
Millet Meclisinde yapılan bir Meclis araştırmasında da
bu eleştirileri haklı gösteren sonuçlara ulaşılmıştır.
Bu eleştiriler dikkate alındığında, bakanlıklar ile
diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışında
teşkilatlanması konusunun yeniden düzenlenmesi ihtiyacı
ortaya çıkmaktadır.
Yapılan düzenleme ile Dışişleri Bakanlığı ve TİKA
Başkanlığı dışındaki bakanlık, kurum ve kuruluşlar
yurtdışı hizmetlerini yerine getirmek için yurtdışı
teşkilatı kuramayacaklardır. Bu hizmetler ilgili
bakanlık ve kurum personelinin Dışişleri Bakanlığı
kadrolarına belirli süreli olarak görevlendirilmesi
suretiyle yürütülecektir. Bu hizmetlerin özel uzmanlık
gerektirmesi nedeniyle, bu kadrolara sadece ilgili kurum
veya kuruluş personelinin görevlendirilmesi
öngörülmektedir. Böylece, yurtdışı hizmetlerinin
bütünlük içinde ve etkin bir şekilde yönetilmesi
amaçlanmaktadır.
Madde 24- Maddede bağlı kuruluşların tanımı
yapılmaktadır. Buna göre, bağlı kuruluşlar, bir
bakanlığın hizmet ve görev alanına giren anahizmetlerden
özel önemi bulunanları yürütmek üzere kanunla kurulan
kuruluşlardır. Dolayısıyla, esasında bağlı kuruluşlar
bir bakanlığın anahizmet birimi olarak da
teşkilatlanabilecek kuruluşlardır.
Madde ile, ayrıca, Başbakanlığa bağlı olanların dışında
müsteşarlık şeklinde bağlı kuruluş kurulamaması
öngörülmektedir.
Bazı hizmetlerin yerine getirilebilmesi bakımından bağlı
kuruluşların taşrada teşkilatlanması gerekebilir. Bu
nedenle, bu kuruluşların taşra teşkilatı kurabilmelerine
imkan tanınmaktadır. Ancak, bağlı kuruluşların tamamının
değil, taşra teşkilatı kurmaları zorunlu olanların
bunları kurmalarına imkan sağlanmış ve bu amaçla bağlı
kuruluşların taşra teşkilatının zorunlu ve istisnai
hallere münhasır olarak ancak kanunla kurulabileceği
hükme bağlanmıştır.
Kamu yönetiminde teşkilatlanma bakımından bu zamana
kadar yaşanan deneyimler, kurumların hem dikey
örgütlenme, hem de aynı kurum için gereksiz yere birden
fazla örgütlenme yoluna gidildiğini göstermektedir. Bu
anlamda, mesela bağlı kuruluşlar hem bölge düzeyinde
örgütlenmişler, hem de il düzeyinde örgütlenmişlerdir.
Bunun gibi yeni gereksiz örgütlenmelerin önüne
geçebilmek için bağlı kuruluşların taşra teşkilatı
bakımından bir sınırlama daha getirilmekte ve bölge
düzeyinde teşkilatlananların il düzeyinde, il düzeyinde
teşkilatlananların ise bölge düzeyinde teşkilatlanmaları
önlenmektedir.
Bağlı kuruluşların anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet
birimleri, hizmet özelliklerine göre 18 inci madde ile
bakanlık merkez teşkilatına ilişkin diğer hükümler
gözönünde bulundurularak teşkilat kanunlarında
belirlenecektir.
Madde 25- Türk kamu yönetiminde bağlı kuruluş kapsamında
değerlendirilemeyen bir idari birim çeşidi de ilgili
kuruluş olarak tanımlanan kurum ve kuruluşlardır. Bunlar
iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi
kuruluşlarından oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri ya da
özel hukuki, mali ve idari statüye tabi diğer
kuruluşlardır.
Bu kuruluşlar, merkezi idare ile mahalli idarelere dahil
kuruluşlara benzemedikleri için ayrı bir kategori olarak
değerlendirilmekte ve bunların görev, yetki ve
sorumlulukları ile teşkilatlanmalarına ilişkin esaslar
kuruluş kanunlarına veya statülerine bırakılmaktadır.
Ancak, ilgili kuruluşlar için, özellikleri nedeniyle
teşkilatlanma bakımından bağlı kuruluşlardan farklı
esaslar da öngörülmüştür.
Bu kuruluşların anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet
birimleri, bu Kanunda belirlenen hiyerarşik kademeler
ile bakanlık merkez ve bağlı kuruluşlarının
teşkilatlanmalarına ilişkin diğer hükümler gözönünde
bulundurularak hizmet özelliklerine göre
belirlenecektir. Ayrıca, müsteşarlık şeklinde ilgili
kuruluş kurulamayacağı öngörülmek suretiyle 24 üncü
maddede bağlı kuruluşlar için getirilen sınırlama bunlar
için daha geniş bir şekilde hükme bağlanmaktadır.
Madde 26- Türk idari sisteminde 1980’li yıllardan
itibaren görülmeye başlayan ve özellikle 2000’li
yıllarda sayıları giderek artan bir yapılanma şekli de
düzenleyici ve denetleyici kurumlar veya özerk idari
otoriteler olmuştur. Ancak, bu kurumların merkezi idare
ile olan ilişkileri ne bağlı kuruluşlara ne de ilgili
kuruluşlara benzemektedir. Bu nedenle, bunlar üçüncü bir
kategori olarak ilişkili kuruluşlar şeklinde
adlandırılmaktadır.
Bu kurumların temel özellikleri; çalışmalarında herhangi
bir merkezi kuruluşla hiyerarşik ilişkilerinin olmaması,
idari ve mali özerkliğe sahip olmaları, belirli
alanlarda düzenleme ve denetleme yetkilerinin
bulunmasıdır.
Bu kurumlar, ancak kanunla kurulabilir ve ilişkili
olduğu bakanlık kuruluş kanununda belirtilir.
Madde 27- Bu Kanunun getirdiği sistemde, kamu kurum ve
kuruluşlarının stratejik yönetim anlayışına geçmesi
benimsenmiştir. Böylece, günlük sorunların çözülmesi ve
geçmişin denetlenmesi yaklaşımından geleceğin
planlanması ve sonuç odaklı bir yönetim yaklaşımına
geçilmiş olacaktır. Bu amaçla, kurum ve kuruluşların
stratejilerini ve politikalarını geliştirmek; amaç ve
hedeflerini, performans ölçütlerini ve hizmet kalite
standartlarını belirlemek; kurumun faaliyet sonuçlarını
periyodik olarak gözden geçirmek ve değerlendirmek;
gerekli tedbirleri önermek üzere Strateji Geliştirme
Kurullarının kurulması öngörülmektedir.
Kurum ve kuruluşların stratejileri ve politikaları,
kurum içi ve dışı ilgili tüm tarafları kapsayacak bir
yaklaşım içinde iyi yönetişim ilkeleri doğrultusunda
oluşturulacaktır. Bu nedenle, kurul bakanlık
müsteşarının başkanlığında, bakanlık birimlerinin
yöneticilerinden oluşturulurken; çalışmalarında konu ile
ilgili bilim adamları, uzman kişiler, kamu kurumu
niteliğindeki meslek teşekkülleri ve sivil toplum
örgütlerinin temsilcilerinden de yararlanacaktır.
Ayrıca, bu madde ile Strateji Geliştirme Kurulu dışında,
bakanlıklarda ve bağlı kuruluşlarda faaliyet alanıyla
ilgili başka sürekli kurullar oluşturulmasına da imkan
tanınmaktadır.
Madde 28- Türk kamu yönetiminin en çok eleştirilen
özelliklerinden biri de hiyerarşik kademelerin
çokluğudur. Dikey örgütlenme modelinin doğal sonucu
olarak çok sayıda (bir bakanlık örgüt yapısında dokuz
basamak) hiyerarşik kademe oluşmuştur. Bu durum, kamu
yönetiminde sadece bürokrasinin artması ve iş ve
işlemlerin yavaş yürümesine değil, aynı zamanda
katılaşma ve eşgüdüm sorunları çıkmasına yol açmıştır.
Modern örgütlenme modelinde ise yatay ve esnek yapılara
ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tür örgütlenmelerde hiyerarşik
kademeler en aza inmekte, iş ve işlemlerin yapılma
süreci kısalmaktadır. Bu düşünceden hareketle madde ile
hiyerarşik kademelerin azaltılması yolu tercih edilmiş,
farklı düzeylerdeki idari birimler için farklı
hiyerarşik kademeler belirlenmiştir.
Bakanlık merkez teşkilatında genel müdürlük ve kurul
başkanlıklarının altındaki daire başkanlıkları
kaldırılmış, sadece taşra teşkilatı kurabilen
bakanlıklar bakımından gereken hallerde bu birimlerin
kurulmasına izin verilmiştir.
Kurum veya kuruluşun özelliğinden dolayı maddede
öngörülen teşkilatlanma modeli ve hiyerarşik kademelere
uygun düşmeyecek olan Dışişleri Bakanlığı, Milli
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı ve ilişkili kuruluşlar bu maddede
öngörülen hiyerarşik kademe ve unvanlara ilişkin
hükümlerden istisna tutulmuştur. Bu kurum ve
kuruluşların hiyerarşik kademe ve unvanları bu Kanundaki
temel yaklaşıma uygun bir anlayışla kuruluş kanunlarında
düzenlenecektir.
Madde 29- Bakanlıkların merkez, taşra ve yurtdışı
teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların kurulma
işleminin ne zaman tamamlanacağı düzenlenmektedir. Buna
göre bu kuruluşlar genel hükümlere göre kadro alma
işlemini tamamladıklarında kurulma işlemleri de
tamamlanmış olacaktır.
Madde 30- Kurum ve kuruluşlar stratejik yönetim
ilkelerine göre yönetileceği için, bu yaklaşımda ihtiyaç
duyulan çalışmaları yapmak ve Strateji Geliştirme
Kurulunun sekreterya hizmetlerini yürütmek üzere danışma
birimi olarak Strateji Geliştirme Başkanlıkları
kurulması öngörülmektedir.
Maddede Strateji Geliştirme Başkanlıklarının görevleri
sayılmıştır. Halen kamu kurum ve kuruluşlarının bilgi
işlem birimlerince yerine getirilmekte olan görev ve
hizmetlerden yönetim sistemlerinin geliştirilmesine
yönelik olanlar Strateji Geliştirme Başkanlığının görev
alanına alınarak satın alma, onarım ve işletim gibi
görevlerin destek hizmetleri birimine bırakılması
öngörülmüştür.
Madde 31- Bakanlıklarda danışma birimi olarak öngörülen
bir birim de hukuk müşavirlikleridir. Bakanlıkla ilgili
adli ve idari davalarda gerekli bilgileri hazırlamak,
taraf olduğu idari davalarda bakanlığı temsil etmek veya
hizmet satın alınması yoluyla temsil ettirilen davalar
bakımından vekalet sözleşmesi yapılan avukatları
koordine etmek üzere görevlendirilen hukuk
müşavirlikleri, aynı zamanda bakanlıkla ilgili hukuki
konularda görüş ve öneriler geliştirecek ve bakanlık
çıkarlarını korumak için gerekli önleyici hukuki
tedbirleri alacaktır.
Kamu kurumlarında dava sayılarının giderek artması ve
niteliklerinin uzmanlaşmayı gerekli kılması nedeniyle
hizmet satın alması yönteminin kullanılması ihtiyaç
haline gelmiştir. Bu nedenle, kadrolu avukatların
yetersiz olduğu durumlarda hizmet satın alınması
yöntemiyle serbest çalışan avukatlardan yararlanılması
kamuya önemli yararlar getirecektir.
Madde 32– Bakanlıkların basınla ve halkla ilişkilerini
planlamak ve buna ilişkin faaliyetlerini yürütmek üzere
Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirlikleri kurulmuştur.
Madde 33– Bakanlıklarda önem ve öncelik taşıyan
konularda bakanlık makamına yardımcı olmak ve düşünce ve
önerilerinden yararlanılmak üzere, bakanlık makamına
bağlı olarak bakanlık müşavirleri bulunabilmesi
öngörülmektedir.
Bakanlık müşavirlerinin gerekli olup olmadığı ve yirmiyi
geçmeyecek şekilde sayıları bakanlıkların kuruluş
kanunlarında belirlenecektir.
Madde 34– Bakanlıklarda bakanın çalışma programını;
resmi ve özel yazışmalarını; protokol ve tören işlerini
düzenlemek, yürütmek ve bakanın vereceği diğer işleri
yapmak üzere Özel Kalem Müdürlüğü kurulması hükme
bağlanmaktadır.
Madde 35– Modern yönetim anlayışında kurumlarda
çalışanların sadece verili niteliklere sahip personel
olmaktan çıkarılıp, niteliklerinin sürekli olarak
geliştirilebileceği ve dolayısıyla performanslarının
artırılabileceği bir insan kaynağı anlayışına geçilmesi
hedeflenmektedir. Bu nedenle, bakanlıklarda, bu
işlevleri yerine getirmek üzere personel birimi yerine
İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının kurulması
öngörülmüştür.
Maddede ayrıca insan kaynakları daire başkanlığının
görevleri sayılmıştır.
Madde 36- Yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak
yardımcı hizmet birimlerinde benzer hizmetleri yapan
birimler biraraya toplanarak Destek Hizmetleri Daire
Başkanlığı kurulması öngörülmüştür.
Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı bakanlığın kuruluş
amacını gerçekleştirmek üzere çalışan hizmet birimlerine
destek hizmetlerini vermekle yükümlüdür.
Maddede bu daire başkanlığının görevleri de sayılmıştır.
Madde 37– Bakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarının
danışma ve yardımcı hizmet birimlerinin görevlerinin tek
tek sayılması yerine, bakanlık merkez teşkilatındaki
benzer birimlerin görevlerinin esas alınarak
düzenleneceği öngörülmüştür. Bu kapsamda, bağlı ve
ilgili kuruluşların danışma ve yardımcı hizmet birimleri
ile görevleri kuruluş mevzuatlarında bakanlık merkez
teşkilatındakine benzer şekilde düzenlenecektir.
Madde 38- Kanunun üçüncü kısmı kamu yönetiminde denetime
ayrılmıştır. Bu kısımda kamu yönetimindeki geleneksel
denetim uygulamaları köklü bir şekilde değiştirilmeye
çalışılmaktadır.
Herşeyden önce, bu maddede denetimin amacı yeniden
belirlenmekte ve denetimde rehberlik, eğitim ve
danışmanlık yaklaşımı öne çıkarılmaktadır. Böylece kamu
yönetiminde hataları bulmak değil, onları ortaya
çıkmadan önlemek, iyi uygulamaları yaygınlaştırarak kamu
yönetiminin sistem ve süreçlerinin geliştirilmesini
sağlamak ve çalışanları geliştirmek suretiyle
performanslarını artırmak mümkün olacaktır.
İkinci olarak, kamu yönetiminde denetimin kapsamı da
yeniden tanımlanarak zenginleştirilmektedir. Buna göre,
kamu yönetiminde sadece iş yapma süreçleri veya
çalışanların eylem ve işlemlerinin mevzuata uygunluğu
değil; aynı zamanda kurumun stratejilerine dayalı olarak
geliştirilen kurumsal ve kişisel amaç ve hedeflere,
hizmetin kalite standartlarına, kısaca faaliyet
sonuçlarına göre değerlendirme hususuna da vurgu
yapılmaktadır. Bundan böyle hem kurum ve kuruluşlar, hem
yöneticiler, hem de çalışanlar sadece mevzuata uygunluk
değil, aynı zamanda performanslarına göre de
değerlendirmeye tabi tutulacaklardır. Böylece, kişileri
denetleme anlayışından işi geliştirme sürecine geçilmesi
amaçlanmaktadır.
Son olarak, yönetimin önceden belirleyeceği başarı
ölçütleri ile faaliyet sonuçlarının mukayese edilerek
düzeltici tedbirlerin alınması esası getirilmektedir. Bu
amaçla, periyodik olarak faaliyet raporlarının
hazırlanması, saydamlık ilkesine uygun olarak ilgililere
ulaştırılması gerekmektedir. Böylece, yöneticilerin ve
yargı organlarının yapacağı denetimin yanında kamuoyunun
denetimine de işlerlik kazandırılmış olacaktır. Ayrıca,
kurum ve kuruluşların bütçelerinin oluşturulması ve
kaynak tahsisi de performanslarına ve rasyonel esaslara
bağlanacaktır.
Madde 39- 38 inci maddenin gerekçesinde de kısmen ifade
edildiği gibi, geleneksel olarak yürütülen denetimin
kapsamı yeniden ele alınmakta ve buna performans
denetimi eklenmektedir. Stratejik yönetim ve stratejik
planlamanın esas olduğu bir kamu yönetimi anlayışında
doğal olarak performans denetiminin de yapılması
kaçınılmazdır. Ayrıca, bu denetimlerin tanımı
yapılmaktadır. Denetim işlevi öncelikle iç ve dış
denetim olarak ikiye ayrılmıştır.
Bu maddede kullanılan kavramlardan;
“Performans” kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının
hizmet üretiminde ekonomiklik, verimlilik ve etkililik
düzeyini;
“Ekonomiklik” kavramı, hizmetin gerekliliğini,
yerindeliğini ve uygun kaliteyi dikkate alarak,
faaliyetler için kullanılan her türlü kaynağın (mali
kaynaklar, insan kaynakları, bilgi ve teknoloji, bina,
demirbaş ve hizmetin yerine getirilmesi için kullanılan
diğer girdiler) maliyetinin en aza indirilmesini;
Daha önce de tanımlanan ve bu maddedeki bütünlük
bakımından bir kez daha vurgulanması yararlı görülen
“Etkililik” kavramı, hedeflere ulaşma düzeyini ve bir
faaliyetin planlanan sonucu ile gerçekleşen fiili durum
arasındaki oranı;
“Verimlilik” kavramı, mallar, hizmetler ve diğer
sonuçlar (çıktılar) ile bunların üretiminde kullanılan
kaynaklar (girdiler) arasındaki ilişkiyi;
“Verimli bir faaliyet” aynı girdi ile en çok çıktının
elde edilmesi veya aynı çıktının en az girdi ile uygun
kalite dikkate alınarak sağlanmasını;
“Performans ölçütü” kavramı, kurumun başarısı
değerlendirilirken gözönüne alınması gereken kıstasları;
“Performans hedefi” kavramı, ulaşılacak kabul
edilebilir, ölçülebilir hedef ve standartları;
“Performans göstergesi” kavramı, hedef ve standartlara
karşı ulaşılan sonuçları,
ifade etmektedir.
Madde 40- Denetimin amacı, kapsamı ve yöntemi ile ilgili
olarak getirilen yeniliklere bağlı olarak denetimi
yapacak kişi ve kurumlarla ilgili yeni düzenleme yapma
ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Genel gerekçede de belirtildiği üzere, günümüzde
yönetimin kalitesi denetimin kalitesiyle yakından
ilişkili hale gelmiş; ancak ülkemizde arzu edilen
nitelikte bir denetim sistemi oluşturulamamıştır. Halen
kurallara uygunluğa ve geçmişe yönelik olarak,
hedeflerden ve performans göstergelerinden yoksun
şekilde gerçekleştirilen denetim etkili olamamaktadır.
Çok sayıda olması nedeniyle kimi zaman çakışan ve hata
bulmaya yönelik olan bu denetim anlayışı sonucunda
yöneticiler iş yapamaz hale getirilirken israf ve
yolsuzluklara da engel olunamamaktadır.
Yeni denetim sistemi, kişilerin denetlenmesi yerine iş,
süreç ve sonuçların denetlenmesine dayanmaktadır.
Yapılan düzenlemeyle, denetim sistemi performans esaslı
ve iç denetim boyutu güçlendirilmiş hale getirildiğinden
denetimi yapacak olanların örgütlenme yapılarının da
değişmesi gerekmektedir.
İç denetim, kurumun bütün yöneticileri veya üst
yöneticisinin görevlendireceği iç denetim elemanlarınca
yapılacaktır. Yöneticiler, kurumun hedeflerine bağlı
olarak faaliyet sonuçlarını ve başarısını izlemek ve
geliştirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda yöneticiler, her
zaman kurumlarının eylem ve işlemlerinin hukuka ve
belirlenen hedeflere uygunluğunu denetlemek için kurum
içinden personel görevlendirebilecektir.
Dış denetim, mali denetim ve performans denetimi olarak
kanunla belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde
Sayıştay tarafından yapılacak veya yaptırılacaktır. Bazı
kamu hizmetlerinin mahalli idarelere devri ile beraber
denetimin de mahallinde yapılması gerekmektedir. Bu
amaçla, Sayıştayın bölge düzeyinde örgütlenmesine imkan
tanınarak; denetim hizmetlerini yürütecek elemanların,
denetlenecek olan kurumlara yakınlığını sağlamak ve
denetimin verimliliğini artırmak amaçlanmaktadır.
Madde 41- Kamu yönetiminin işleyişinde ve
denetlenmesinde uyulması gereken temel ilkelerden biri
de saydamlığın, hesap verebilirliğin sağlanması ve
halkın bilgi edinme hakkını kullanmasının sağlanmasıdır.
Kamu yönetiminde saydamlık, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin
önlenmesi, kamuoyu denetiminin daha etkili hale
getirilmesi ve çevre ile kamu kurum ve kuruluşlarının
arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için önemli bir
araçtır. Bilindiği gibi, kamu halka ait oluşu ve halka
karşı sorumlu bir alanı ifade eder. Bu nedenle, kamu
yönetimi esas itibariyle halkın yönetimidir ve halkın
ortak değerlerini, görüşlerini ve taleplerini
hizmetlerine yansıtmak durumundadır.
Kamu yönetiminde saydamlığın hayata geçirilebilmesi için
başlıca iki yöntem kullanılır. Bunlardan birincisi,
kamunun ürettiği temel nitelikteki karar ve bununla
ilgili her türlü belge ve bilgi ile faaliyet ve denetim
raporlarının aleni hale getirilmesidir. İkincisi ise
alınacak kararlarla ilgili çevrelerin katılımının
sağlanmasıdır. İyi yönetişim yapan idarelerin ve
toplumların yönetimde daha başarılı sonuçlar aldığı
bilinmektedir. İyi yönetişimin sağlanmasının temel ögesi
de kamuoyuna bilgi edinme hakkının tanınmasıdır.
Böylece kamu kurumları üzerinde daha etkili ve çok yönlü
denetim uygulama imkanı sağlanmış olacaktır.
Maddede bilgi edinme hakkı ve dolayısıyla saydamlığın
sağlanmasına yönelik hükümler öngörülmüştür.
Madde 42- Daha önce de açıklandığı gibi, yeni kamu
yönetimi anlayışında denetime çok önem verilmekte ve bu
denetimin de daha çok doğrudan halk tarafından
yapılmasına yönelik mekanizmalar geliştirilmektedir. Bu
çerçevede mahalli idareler bakımından bir halk denetimi
aracı olarak mahalli idareler halk denetçiliği sistemi
getirilmektedir.
Ülkemizde uzun yıllardır kurulması yönünde tartışmaların
yaşandığı ombudsmanlık sistemi, bu Kanunla ilk kez
mahalli idareler bakımından öngörülmektedir.
Maddede mahalli idareler halk denetçisinin seçimi, görev
ve yetkileri, başvuru yolları, raporları ve raporlarının
sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir. Buna
göre halk denetçisi, mahalli idareler ile bunlara bağlı
kuruluşların ve bu idareler tarafından kurulan birlik ve
işletmelerin kurum dışı gerçek ve tüzel kişilerle ilgili
işlem ve eylemlerden kaynaklanan anlaşmazlıkların
çözümüne yardımcı olmak üzere görev yapacaktır. Bu
idarelerin personelinin sicil ve özlük hakkı gibi
konulara ilişkin iş ve işlemlerinin halk denetçisine
başvuru konusu yapılamayacağı açıktır. Halk denetçisi,
anlaşmazlıkların çözümü çerçevesinde işlem ve eylemlerin
hukuka ve hakkaniyete uygunluğunu ve yerindeliğini
inceleyerek kararını verecektir.
Ombudsmanlık niteliği itibariyle idare ile ihtilafa
düşmüş kişi arasında, konunun yargı mercilerine intikal
ettirilmesinden önceki aşamada hakemlik yoluyla
ihtilafın çözümlenmesini amaçlayan bir müessesedir. Bu
nedenle, halk denetçisine müracaat yargıya başvuru
süresini durdurmakta, kişilerin daha sonra yargıya
müracaatı da engellenmemiş olmaktadır. Ayrıca, yargıya
intikal edecek ihtilafların sayısı azaltılarak yargı
organlarının iş yükü de hafifletilmektedir.
Madde ile, halk denetçilerinin denetçilik görevine tam
olarak zaman ayırabilmesi için gerekli bütçenin il özel
idaresinden verilmesi ve bu suretle denetçilerin sadece
bu görevlerini yapması amaçlanmaktadır. Kamuda görev
yaparken halk denetçiliğine seçilen kişilerin, görevleri
süresince izinli sayılarak görev süreleri dolduğunda
önceki görevlerine dönme imkanı da getirilmektedir.
Ayrıca, halk denetçilerinin daha önce tabi oldukları
sosyal güvenlik kurumu ile de ilgisi kesilmeyerek sosyal
güvenceleri devam ettirilmektedir.
Madde 43– Yeni kamu yönetimi anlayışıyla birlikte kamu
kurum ve kuruluşlarında stratejik yönetime geçilmektedir.
Dolayısıyla, klasik anlamdaki mevzuata uygunluk denetimi
yerini mevzuata uygunluk yanında stratejik plan ve
programlara, performans ölçütlerine ve hizmet kalite
standartlarına uygunluğun da arandığı bir denetim
anlayışına bırakmaktadır. Böylece, yöneticilerin
yapmadıkları icraattan dolayı sorumlu tutulmadığı sistem
terkedilerek performans denetimi kapsamında bunlardan da
sorumlu tutulması söz konusu olmaktadır. Böylece, kamu
kurum ve kuruluşlarında çalışanlar sıralı amirlerine
karşı maddede belirtilen kriterlere uygun davranıp
davranmadıklarından da sorumlu tutulacaktır.
Madde 44– Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında
kanun düzeyinin altındaki idari düzenlemelerde adeta bir
enflasyon yaşanmaktadır. Çoğu yayınlanmadığı için hizmet
alanların bilgisi dahilinde olmayan idari düzenlemelerle
kamu hizmetleri yerine getirilmektedir. Bunun önlenmesi
bakımından bakanlıklar ile kamu tüzel kişilerinin,
önceden kanunla düzenlenmeyen konularda ve kanun
hükümlerine aykırı şekilde idari düzenleme
yapamayacakları hükme bağlanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi de muhtelif kararlarında, yürütmenin
düzenleme yetkisinin sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir
yetki olduğunu; bu nedenle, yasalarla düzenlenmemiş
alanlarda yürütmenin genel nitelikte kural koyma
yetkisinin bulunmadığını belirtmektedir.
Madde 45- Merkezi ve mahalli idareye dahil bütün kamu
kurum ve kuruluşlarının uyması gereken temel ilkelerden
biri de hizmetlerin vatandaşa en yakın birimlerden
verilmesi ve bir işlem en alt düzeyde hangi kademede
tamamlanabiliyorsa işlemin o kademede bitirilmesidir. Bu
ilkenin gerçekleşebilmesi için kurum ve kuruluşlarda
yetkilerin alt kademelere devredilmesi gerekmektedir.
Maddede bu ilkelerin hayata geçirilebilmesi için gerekli
düzenleme yapılmaktadır.
Madde 46- Kamu yönetiminin işleyişindeki önemli
unsurlardan biri de çalışanlardır. Çalışma hayatı özel
olarak düzenlenmesi gereken bir konudur. Ancak, kamu
yönetiminin temellerini düzenleyen bir kanunda kamu
yönetimi ile ilgili olarak yapılması gereken diğer
düzenlemelerin de temel yaklaşımına ilişkin hükümlerin
bulunması gerekmektedir. Bu çerçevede insan kaynaklarına
ilişkin düzenlemede esas alınacak temel yaklaşım bu
maddede belirlenmektedir.
Maddede kamuda istihdam sistemine yeni bir yaklaşım
getirilmektedir. Mevcut kamu yönetiminin ciddi anlamda
personel sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı
bilinmektedir. Bu sorunların en başında personel
sayısının fazlalığı, dağılımındaki oransızlık ve nitelik
sorunu gelmektedir. Kamu işçileri ve sözleşmeliler de
dahil olmak üzere yaklaşık olarak 2.7 milyon civarında
kamu çalışanı bulunmaktadır. Bir diğer sorun, kamu
personelinin yeni değişme ve gelişmeler karşısında
ihtiyaç duyulan niteliği ile ilgilidir. Mevcut
personelin önemli bir kısmı genel idare hizmetlerinde
(yaklaşık 320.000) ve yardımcı hizmetler sınıfında
(yaklaşık 150.000) görev yapmaktadır. Dikkatli bir
analizle kamu personelinin büyük bir kısmının halka
hizmet üretmek yerine kamu yöneticisine hizmet ürettiği
söylenebilir. Ayrıca, kamu yönetiminde farklı fonksiyon
ve hizmetler için kendi alanında uzmanlaşmış çok sayıda
insan kaynağına ihtiyaç bulunmaktadır. Bir başka sorun
ise, aşırı merkezileşme sonucunda Ankara’da istihdam
edilen personel sayısının artmasına karşın, değişik
illerde çalışacak personelin temin edilememesidir.
Diğer taraftan, devlet memurluğu sisteminin, ömür boyu
istihdam garantisi tanıması, liyakat sisteminin
bozulması, kariyer planlamasının yapılamaması ve
cezalandırma sisteminin öne çıkması sebebiyle etkisini
kaybettiği ve kamu yönetiminin ağır bir sorunu haline
geldiği söylenebilir.
Maddede kamu yönetimi sisteminin karşı karşıya kaldığı
bu sorunlarla ilgili olarak niteliksiz memurların
sayısının azaltılması, işgücü planlaması yapılması,
nitelikli istihdamın sağlanabilmesi, liyakatın ve
ehliyetin öne çıktığı istihdam politikasının
uygulanmasına imkan sağlamak amacıyla yeni düzenlemeler
öngörülmektedir. Sözleşmeli personelin
yaygınlaştırılması ve kısmi zamanlı istihdam uygulaması
bunlara birer örnektir.
Maddede müsteşarlar ile başkanlık ve genel müdürlük
şeklinde kurulan bağlı ve ilgili kuruluşlarda kendi
genel kurullarının seçimi ile gelenler dışındaki başkan
ve genel müdürlerin görev süreleri hükümetin görev
süresi ile sınırlandırılmaktadır. Bununla güdülen temel
amaç, liyakat sistemini bütünüyle değiştirmek değil;
öteden beri her hükümetin iktidara geldiğinde takım
çalışmasına uyum sağlayacak bir kadro oluşturma
gerekçesiyle üst düzey kamu yöneticilerini değiştirme
konusundaki uygulamaları yeniden düzenlemek ve bunu
sınırlandırmaktır. Öteden beri yapılan uygulamalarda
mağduriyetle sonuçlanan ve yargı organlarını çok meşgul
eden bu tür tasarruflar belirli bir esasa bağlanmakta ve
bu kişilerin özlük hakları korunmaktadır.
Madde 47- Mahalli idarelerde bazen nitelikli personel
bulmada güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Özellikle
yönetici kademesi bakımından bu güçlük daha da
artmaktadır. Bu durumu aşabilmek bakımından mahalli
idarelerin merkezi idarede çalışan memurları geçici
görevle görevlendirmesine imkan tanınmaktadır. Bu
şekilde görevlendirilenler kurumlarından izinli
sayılmakta ve asıl kadroları ile ilgileri de devam
etmektedir. Merkezi idare birimlerinin birbirlerinden
personel görevlendirmesi genel hükümler çerçevesinde
mümkün olmakla birlikte, bakanlıklarda bakanın talebine
ve ilgili personel ile kurumunun muvafakatine bağlanarak
açıklığa kavuşturulmaktadır.
Madde 48- Kanun kapsamında merkezi ve mahalli idareler
ile bunların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının
bulunduğu bilinmektedir. 3 üncü maddenin gerekçesinde de
açıklandığı üzere, Cumhurbaşkanlığının merkezi idare
içinde yer aldığı tartışmasız olmasına rağmen,
Cumhurbaşkanlığının anayasal konumu ve Anayasanın 107
nci maddesi nedeniyle, 3 üncü maddede Cumhurbaşkanlığı
bu Kanunun uygulaması bakımından merkezi idare içinde
sayılmamış; dolayısıyla Kanun kapsamı dışında
bırakılmıştır. Milli Savunma Bakanlığı ise diğer
bakanlıklarla birlikte merkezi idare içinde yer
aldığından Kanun kapsamına dahildir. Bununla birlikte,
Milli Savunma Bakanlığının kuruluş ve görev
özelliklerinden dolayı, maddede bu Kanunun 24 üncü
maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi hariç olmak
üzere, ikinci kısmındaki hükümler ile 46 ncı maddesinin
beşinci fıkrası dışındaki hükümlerin ve 47 nci
maddesinin bu Bakanlık hakkında uygulanmayacağına
açıklık getirilmekte ve 3046 sayılı Kanunla bu konuda
öngörülen istisna korunmaktadır.
Diğer taraftan, merkezi ve mahalli idareler ile bunların
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşları arasında
sayılamayacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği ile bu Kanun bakımından yukarıda sayılan
idare ve kuruluşların tanımları içinde yer almayan Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Kanunun kapsamı dışında bulunduğu
açık olduğundan, bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı
kurumlar arasında bunların sayılmasına gerek
görülmemiştir.
Madde 49– Madde ile, kaldırılan hükümler ve kurumlar
belirtilmektedir. Bu kapsamda öncelikle bakanlıkların ve
mahalli idareler hariç diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının teşkilatlanmalarının ve görevlerinin
genel esaslarının belirlendiği 3046 sayılı Kanun, 108
sayılı Savunma Sekreterlikleri Kurulmasına Dair Kanun ve
72 sayılı Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
yürürlükten kaldırılmaktadır.
108 sayılı Kanun, savunma sekreterliklerine ilişkin
görevlerin yeni oluşturulacak destek hizmetleri birimine
devredilmesi; 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ise, bu
Kanunla öngörülen yeni denetim anlayışı çerçevesinde
Kanun kapsamındaki bütün kurum ve kuruluşların dış
denetiminin Sayıştaya bırakılması sebebiyle yürürlükten
kaldırılmaktadır.
Ayrıca, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından
yürütülen hizmetlerin mahalli müşterek nitelikli olması
sebebiyle, bu Genel Müdürlük kaldırılarak yürüttüğü
görev ve hizmetler mahalli idarelere devredilmektedir.
Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma
İdaresi Başkanlığı dışındaki bakanlık ve kuruluşların
yurtdışı teşkilatı da 23 üncü maddede yapılan düzenleme
sebebiyle kaldırılmakta ve bunlara ait yurtdışı
kadroları iptal edilmektedir.
Diğer taraftan, merkezi idareye dahil kurum ve
kuruluşlarının teşkilatlanması ile görev ve yetkileri bu
Kanunla yeniden belirlendiği için, bunların kuruluş,
görev ve yetkilerine ilişkin kanunların ve kanun
hükmünde kararnamelerin bu Kanuna aykırı bulunan
hükümlerinin uygulanmayacağı açıklığa
kavuşturulmaktadır.
Geçici Madde 1- Bu Kanunun 6, 7, 8 ve 9 uncu
maddelerinde düzenlenen merkezi idare ile mahalli
idareler arasındaki yeni görev, yetki ve sorumluluk
dağılımına uygun olarak bazı bakanlıkların taşra
teşkilatının görev ve yetkileri, bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve borçları,
bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere
personeli ilgili mahalli idarelere devredilmektedir.
Bunlardan Kültür ve Turizm ile Çevre ve Orman
Bakanlıklarından ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüklerinden
belediyelere devredilenlerin büyükşehir belediyesi
bulunan yerlerde paylaşımının özel kanununda belirtilen
hükümlere tabi tutulması öngörülmektedir.
Sağlık Bakanlığının eğitim hastaneleri dışındaki
hastaneleri ile sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi
ve dispanser gibi koruyucu sağlık hizmeti veren
tesislerinin önce il özel idarelerine devredilmesi ve
daha sonra il özel idarelerince, Sağlık Bakanlığı
tarafından belirlenen esas ve usullere göre hastaneler
dışında kalanların belediyelere devredilmesine imkan
sağlanmaktadır.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ulusal ve bölgesel
düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ile
laboratuvarlarının, Bakanlığın ulusal ölçekte yerine
getireceği hizmetler dikkate alınarak, merkez
teşkilatında kalmasında zorunluluk görülmektedir. Bunlar
dışındaki enstitü ve laboratuvarlar ile üretme
istasyonlarının il özel idarelerine devredilmesine imkan
sağlanmaktadır. Ancak bunlardan enstitü ve
laboratuvarlar il özel idarelerince Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre
üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarına veya belediyelere de devredilebilecektir.
Milli Eğitim Bakanlığı dışındaki bakanlıklar ile kamu
kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık, tarım, adalet, tapu
kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liselerinin Milli
Eğitim Bakanlığına devredilmesi hükme bağlanmaktadır.
Böylece, eğitimin yönetiminde çok başlılık
kaldırılmaktadır. Bu fıkrada öngörülen devir işlemleri
ile bu okulların personelinden devredilecek olanlara ait
işlemlerin Milli Eğitim Bakanlığı ile devreden bakanlık
veya kuruluşlar arasındaki protokollere göre 2003-2004
öğretim yılı sonunda tamamlanması öngörülmektedir. Buna
göre, bu okulların öğretmenleri ile idari ve yardımcı
hizmetler sınıfı personeli Milli Eğitim Bakanlığına
devredilecek, bunun dışındaki personeli ise kendi
bakanlık ve kurumlarında kalabilecektir.
Sağlık Bakanlığına ait devirler dışındaki devir ve
tasfiye işlemlerinin, Bakanlar Kurulu tarafından
yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre en geç bir yıl
içinde tamamlanması öngörülmektedir. Sağlık Bakanlığının
taşra teşkilatına ait devir işlemlerinin kadrolar
dışında bir yıl içinde, kadroların ve taşra teşkilatının
bunlara ilişkin görev ve yetkilerinin devrinin de
Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak esaslara göre
kademeli olarak beş yıl içinde yapılması hükme
bağlanmaktadır. Bu suretle, anılan devir işlemleri
tamamlanıncaya kadar Sağlık Bakanlığının taşra
teşkilatının görevine devam etmesi ve maddede öngörülen
kadrolara ait atamaların bu Bakanlık tarafından
yapılmasına devam edilmesi mümkün kılınmaktadır.
Geçici Madde 2- Kaldırılan Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün görev ve yetkilerinin devri düzenlenmekte;
bu çerçevede Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü İstanbul
dışında il özel idarelerine, belediye sınırlarının
neredeyse ilin tamamına yakın kısmını kapsaması ve köy
sayısının çok azalmış olması nedeniyle İstanbul’da
Büyükşehir Belediyesine devredilmektedir. Ayrıca, 3202
sayılı Kanunda geçen Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
ibaresinden ne anlaşılması gerektiği açıklığa
kavuşturulmaktadır.
Geçici Madde 3- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu
kaldırıldığından, Kurul personeli, araç, gereç, taşınır
ve taşınmaz malları ile bütçesinin Sayıştaya
devredilmesi öngörülmektedir.
Bu hükme göre, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri
başka bir işleme gerek kalmaksızın birinci sınıfa
ayrılmış, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra altı yılını
tamamlamış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini
kaybetmemiş Sayıştay uzman denetçisi kadrolarına atanmış
sayılacaktır.
Madde ile ayrıca, Yüksek Denetleme Kurulu başdenetçileri,
denetçileri ve denetçi yardımcılarının Sayıştay meslek
mensubu kadrolarına atanmalarında daha önce tabi
oldukları mevzuat hükümlerine göre kazanılmış hak aylık
derecelerinin esas alınması ve kazanılmış hak aylık
dereceleri birinci derece olduğu için Sayıştay uzman
denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin
birinci sınıfa ayrılmalarına ilişkin hususların 832
sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel
Kurulu kararı ile belirlenmesi öngörülmektedir. Böylece,
Yüksek Denetleme Kurulu başdenetçileri ile
denetçilerinden, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih
itibariyle kazanılmış hak aylık derecesi olarak birinci
derece aylığını almış olanların, 832 sayılı Kanunun
birinci sınıfa ayrılma şartlarını düzenleyen ek 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde
öngörülen şartları taşımaları kaydıyla birinci sınıfa
ayrılmalarına ilgili mevzuat çerçevesinde karar
verilmesine imkan sağlanmaktadır.
Bu düzenleme ile, Yüksek Denetleme Kurulu başdenetçi,
denetçi ve denetçi yardımcıları Sayıştay meslek mensubu
kadrolarına atandıkları tarihten itibaren 832 sayılı
Kanuna tabi olacaklar; başdenetçi ve denetçilerden
kazanılmış hak aylık derecesi olarak birinci derece
aylığını aldıkları için Sayıştay uzman denetçiliğine
atanmış sayılanların, hizmet sürelerine bakılmadan 832
sayılı Kanunun ek 6 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde
yer alan şartları taşımaları kaydıyla birinci sınıfa
ayrılma işlemleri yapılacak ve birinci sınıfa
ayrılmalarına karar verildikten sonraki bazı özlük
haklarının kazanılması için tamamlanması gereken üç ve
altı yıllık süreler için Sayıştayda geçecek hizmet
süreleri esas alınacaktır. Sayıştay meslek mensuplarının
birinci sınıfa ayrılma şart ve yöntemlerinin
belirlenmesi de 832 sayılı Kanunun ek 6 ncı maddesinin
ikinci fıkrası ile zaten Sayıştay Genel Kurulunun
yetkisine bırakılmış bulunduğundan aynı hüküm bu madde
kapsamındaki personel hakkında da uygulanacaktır.
Geçici Madde 4- Yurtdışı hizmetlerin yürütülmesine
ilişkin düzenleme gereği çıkarılması gereken Bakanlar
Kurulu kararının çıkarılma süresi ile halen yurtdışında
görevli bulunan personelin durumu düzenlenmektedir.
Geçici Madde 5- Bu Kanunun yürürlüğe girmesi ile
birlikte kamu yönetiminde yeni bir sistem de
başlayacağından, önceki düzenlemeler çerçevesinde
oluşmuş bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının yapısında
da değişiklikler zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle,
bu kurum ve kuruluşların kuruluş mevzuatlarında bu
Kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda değişiklikler
yapılması için bir süre verilmektedir.
Geçici Madde 6- 5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal
ve hizmet üretimi yapan birimlerin iki yıl içinde
tasfiye edilmesi öngörülmek suretiyle bu durumdaki kurum
ve kuruluşların durumlarını yeni düzenlemeye uygun hale
getirmeleri için imkan sağlanmaktadır.
Geçici Madde 7- Bu Kanun uyarınca yapılacak düzenlemeler
nedeniyle kadro unvanı ve derecesi değişen veya
kaldırılanların eski kadrolarına ait her türlü
haklarının yeni görevlerinde kaldıkları sürece
şahıslarına bağlı olarak saklı tutulacağı hükme
bağlanmaktadır.
Geçici Madde 8- Maddede, yeni teşkilat düzenlemeleri
yapılıncaya ve bu düzenlemeler uyarınca yeni kadrolar
tespit ve ihdas edilinceye kadar mevcut kadroların
kullanılmasına devam edileceği hükme bağlanarak geçiş
döneminde herhangi bir mağduriyete yol açılmaması
amaçlanmaktadır.
Geçici Madde 9- Mevcut kadroların sayılarında artış
yapılmamak kaydıyla 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
esaslarına göre sınıf, unvan ve derece değişikliği
yapılabilmesi için altı aylık bir süre öngörülmekte ve
bu suretle kadroların yeni düzenlemelerle uyumlu hale
getirilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 50- Yürürlük maddesidir.
Madde 51- Yürütme maddesidir.
|