|
|
Ölmeyi
öğrenmek….
Bir
yanda yeni sektörler, diğer yanda yenilenen
sektörler, bilimsel gelişmeler, daha çok ürün, daha
rahat hayat … Geçmiş çağlara göre, daha zengin, daha
bilgili olduğumuz aşikar ama daha mutlu olduğumuz
şüpheli. Çünkü,
en büyük savaşlar bu çağda çıktı; en büyük terör
eylemleri bu çağda gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşında
9 milyon, İkinci Dünya Savaşında 15 milyon, Kore
savaşında 2 milyon, Çin-Japon savaşında 1 milyon, 93
Türk-Rus savaşında 285 bin kişi ölmüştür. Engizisyon
mahkemelerinin kurbanlarının sayısını bilen yok. Kuzey
Amerika'da Aztekler "insan değil" denerek yok edildi.
Naziler diğer ırkları "yarı maymun" kabul ederek yok
etmeye kalktı. Ruslar Ukrayna'da, Sırplar Bosna'da
kitlelere karşı acımasız şiddet uyguladı.
Sonuçta; bilimsel gelişmelerin insanları daha
çok kazanmaya, daha fazla şeye sahip olmaya, daha çok
şey istemeye sevk ettiğini ve herşeye sahip olmak
isteyen, bencil, çıkarcı ve başkalarının haklarına saygı
duymayan bir insan modelinin gelişimini teşvik
ettiğini düşünmemek mümkün değil.
Bir filozof olan B.Russel "Atom ve Sağduyu" isimli
eserinde diyor ki : " Hiçbir bilimsel keşif yoktur ki
uygulamada silaha dönüşmemiş olsun." Nitekim genetik
bilimindeki ilerlemeler hızlanırken, genetik
mühendisliğinden yola çıkıp atom bombasından daha
tehlikeli silahlara erişme çalışmaları telaffuz
ediliyor .
Atom teknolojisinin enerji yerine bomba için
kullanıldığı gibi, gen haritası şifrelerinin çözülmesi
de bir grup insan ya da ırkı imha edebilecek
biyolojik silahlar için mi kullanılacak.
İnsanoğlu gelişen bilim ile bir yandan bu tür
“bilinçli insan öldürme” çalışmaları yaparken diğer
yandan da “fark etmeksizin öldürme” çalışmaları
yapıyor ama insan için, daha insanca yaşamak için !
Daha çok ve ucuz ürün için suni üretim metotlarının
sonu, yeni fizyolojik “bozukluklar”; daha çok bilgi
için bilgisayar ve internet çılgınlığının ucu, reel
hayatı bilmeyen “sanal” yaşayan iletişim özürlü
nesil; daha renkli üretimin sonu kendini unutan,
bencil/ tüketen psişik “özürlü” insan…
Şu küçük bir köy haline gelmiş gezegenimizi daha mikro
ölçekte de Kumluca dan Finike ye uzanan ovayı,
“daha modern” yaşamayı hedefleyen bizler, “gelişen
bilim” ile daha yaşanılır kılmak mı istiyoruz, yoksa
daha yaşlanır ve “yas”lanır mı kılmak istiyoruz? Daha
çok ilaçla-gübre ile daha çok domates mi elde ediyoruz
yoksa daha yaşanılmaz bir hava ve toprak mı ? Yada
betonlarla portakal çiçeği vadisine savaş mı ilan
ediyoruz yoksa yalnızca masum ev ler mi inşa ediyoruz
orada ?
Bilim ve teknolojinin silaha dönüşmesini önlemek
amacıyla,
gereken ne diye düşünmek yada niçin intihar ediyoruz,
sorusunu sormak için daha çok beklememek gerekir.
Belki de bilimi geliştirirken onu ahlakın kontrolünde
tutabilmek, öldürmeyi öğrenmek için değil ölmeyi
öğrenmek için gelişmek gerekir. Ölmeyi öğrenmek
insana hizmet ederek, insanın insanı öldürmesini
önleyerek hür ve temiz bir vicdan huzuru içinde
ölebilmektir.
Yazılanları okuyup zannetmeyin ki,
neslimizi kötü günler bekliyor yada dünyamız her
geçen gün yaşanılmaz oluyor yada Finike den Kumluca
ya uzanan vadi özelliğini kaybediyor …. Başta
söylediklerimiz yalnızca yeni ve güçlü kalabilmek
için yavaşlayınca yapılması gereken ateşleme. Asla
durmayan ve hep yeni kalan bir insan ve dünya
için, yeni sektörler, bilim, internet, laptop, beton
evler ve evlilikler de gerekli. İnsanın fizyolojsi ni
bozan yeni üretim metodları ; iletişimini kıran
internet, psikolojisini sarsan üretim ve rekabet
değil ; hep olumsuzlukları görmek, pozitif olamamak…"
İyi yada kötü bir şey yoktur fakat biz düşüncemiz ile
iyi ve kötüyü yaratıyoruz. " (William)
Aslında yeni nesil tarihte görülmediği kadar
hayat ve umut dolu, dünyamız her geçen sanise daha
muhteşem, bu vadi insanı ve doğasıyla yaşamın tüm
güzelliklerini, her geçen gün daha çok barındıran
dünyanın ender bölgelerinden biri… Yeniliklerle yeni
kalın…
a uslu |